Doğan Kılıç — Zini Mahkeme Başvurusu
İhbar dilekçesi ve yankıları
Zini Gediği Katliamının üzerinden 20 sene geçmiştir. Doğan Kılıç, Amerika'dan dönüşünde Erzincan'daki köyüne gider. Katliamı aydınlatmak için civar köyleri de dolaşarak yaşamını yitirenlerin yakınlarını arayıp bulur. Şahitleri ve kayıp yakınlarını dinleyerek ilk ağızdan katliamda öldürülen 15 kişinin ismini netleştirir. Akabinde Zini Gediği Katliamının araştırılması ve faillerin yargılanması için hukuki yollara başvurur. Bu cumhuriyet tarihinde Dersim'de yaşananların araştırılması ve faillerin bulunması için yapılan ilk hukuki mücadeledir. İlk olarak 1957 yılında İstanbul'da savcılığa verdiği dilekçe ile 1938'de Erzincan köylerinden sorgusuz sualsiz pek çok vatandaşın kurşuna dizdirildiği ihbarında bulunur. Bu girişimi ile ilgili dönemin Cumhuriyet gazetesinde çıkan haber şöyledir: "Doğan Kılıç adında bir şahıs, dün Savcılığa müracaatla, 1938'de Erzincan köylerinden soru sualsiz pek çok vatandaşın kurşuna dizdirildiği ihbarında bulundu.
Doğan Kılıç adlı bir şahıs, dün savcılığa müracaat ederek, 1938 senesinde Erzincan'ın köylerinde içlerinde akrabası da bulunan pek çok şahsın sebep gösterilmeden kurşuna dizildiğini, zamanın jandarma komutanı ve mülkiye âmirleri hakkında zaman aşımına uğramadan derhal kovuşturulma açılmasını istemiştir.
Halen Fatihte oturmakta olan Doğan Kılıç müracaatında, 1938 senesinin yaz aylarında Erzincan'a bağlı Mercan Sürbehan köyünde ikamet etmekte iken bir gün jandarmaların gelerek dedesi Kamber Delice ve amcası Seyid Ali Uygunu, yol yaptırılacağı bahanesiyle evden alıp götürdüklerini, aynı iddia ile köyden ve civar köyden pek çok kimsenin alınarak Mercan Deresi Boğazına götürülüp kurşuna dizildiklerini bildirmektedir. Muhbir iddiası sonunda, bu şahısların suçlarının açıklanmadığı gibi, yargılanmadan kurşuna dizildiklerini belirterek, önümüzdeki yaz aylarında zaman aşımına uğrayacak olan olayın müsebbiplerinden jandarma komutanı ve mülkiye âmirleri hakkında derhal kovuşturma yapılmasını istemektedir. Savcılık ihbarla ilgili kovuşturma açılması için, dün Erzincan savcılığına yıldırım telgrafı çekmiştir."
Bu girişiminden sonuç alamayan Doğan Kılıç bir yıl sonra yine İstanbul'dan Erzincan Savcılığı'na ihbarda bulunur. Bu kez kendisiyle beraber 4 Erzincanlı müşteki daha vardır. Gazete haberine göre Doğan Kılıç, valiliğin bu ihbar dilekçelerinden dolayı köylülere baskı yaptığını söylemiş. İkinci girişimle ilgili Cumhuriyet gazetesinde çıkan haberde ise şunlar belirtilir: "Davacı ve muhbir Doğan Kılıç dün de Erzincan Savcılığına yeni bir ihbarda bulundu. Erzincan 1938 senesinde pek çok köylünün sebepsiz yere kurşuna dizildiği yolunda ihbar ile iddiayı şehrimiz savcılığı kanalı ile yapan Doğan Kılıç, dün de Erzincan Savcılığına gönderilmek üzere savcılığa bir ihbar dilekçesi vermiştir. Davacı ve muhbir Doğan, bu dilekçesinde, Erzincan Valisinin kovuşturmanın açılması üzerine köydeki mağdur ailelerine manevi baskı yaptığını iddia etmekte ve hakkında bu yolda kovuşturma açılmasını istemektedir.
Aslen Erzincanlı olup, şehrimizin Fatih semtinde oturan Doğan Kılıç'ın 1938 senesinden babası ve tanıdıklarının sebepsiz kurşuna dizildiklerini 1957 senesi içinde ihbar ve iddiasından sonra, Erzincanlı diğer 4 muhbir de aynı şekilde başvurmuşlardır. Şehrimiz ilgili makamları iddia üzerine derhal gerekli işlemleri yapmışlardır."
Doğan Kılıç'ın ikinci ihbarıyla CHP medyası, "Dilek Raporu" ile aynı günlere denk gelmesi sebebiyle özel olarak ilgilenir. Onun bu başvurusuyla basında ve siyasette Zini Gediği'nde yaşananlar tekrar gündeme gelir. Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) yakın medyanın bu konuyu özellikle gündeme getirmesindeki amaç, iktidardaki Demokrat Parti'yi (DP) zor durumda bırakmaktır. DP tarafı ise bu işin CHP'nin bir organizasyonu olduğu senaryosu üzerinde durur.
Başyazarı, İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker olan Akis dergisi, Doğan Kılıç'a sayfalarından geniş yer ayırır. Akis dergisi bu olaya bu denli geniş yer vermesindeki niyetini yazının en sonunda itiraf eder biçimde yazar: "Bu satırlar yazıldığı sırada tahkikat devam ediyordu. CHP meseleyi Meclise getirmeyecektir. Merakla beklenen ''tek parti devri faciaları''nı deşmek merakından sayın olan sayın DP milletvekillerinden birinin -meselâ Sabri Dilekin- 1938 yazında cereyan etmiş bu faciayı bilinen hassasiyet deşmek vazifesini üzerine alıp almayacağıdır. Zira bu, o bilinen hassasiyetin hakiki maksadını gösteren bir miyar [ölçüt] olacaktır.''
Akis dergisinin asıl niyeti "Dilek Raporu"na, Zin Gediği Katliamı üzerinden misilleme yapmaktır.
'Zeyni Gediği Olanlar' başlığını taşıyan uzun yazının girişinde şunlar yazılıdır:
''Bu haftanın ortasında, bir siyasi mesele haline getirilen ''Özalp hadisesi'' gazetelerin birinci sayfasında türlü vesilelerle yer alırken uzunca boylu, esmer, genç bir adam kendisine Erzincan savcılığı tarafından gönderilmiş bir yazıyı, tekrar ve tekrar okuyordu. Yazının altında Savcı Ali Rıza Öner'in imzası vardı. Bu, İstanbul Aksaray semtinde Baba Hasan Alemi mahallesi Meçhul Asker Sokak 5/1'de oturan Doğan Kılıç'ın -yani, uzunca boylu, esmer, genç adamın- bir dilekçesine cevaptı. Bildirildiğine göre ''Doğan Kılıç'ın şikâyet mevzuu yaptığı iş idare ve zabıta amir ve memurları tarafından idari vazifeleri sırasında ve resmi memuriyet sıfatlarından münbahis olarak işlenen suçlara taalluk ettiği anlaşıldığından memurin muhakematı hakkındaki kanun hükümleri dairesinde gereği yapılmak üzere''' tahkikat evrakı Erzincan Valiliğine gönderilmiş ve keyfiyetten Adalet Bakanlığı haberdar edilmişti.''
Akis dergisi onun bu ihbar girişimi için ''Doğrusu, Doğan Kılıç'ın ihbarı cesaret isteyen bir işti. Zira anlattığı öylesine inanılmaz bir hadiseydi ki, böyle bir ihbarda bulunanın meczup damgası yiyip Bakırköy Akıl Hastanesini boylaması işten bile değildi '' der. Akis'in yazdığına göre Doğan Kılıç'ın ihbarı çorap söküğünü andıran şekilde başka ihbarlar takip etmiş. Doğan Kılıç'ın ihbarından iki gün sonra İstanbul Unkapanı'nda berberlik yapan Murat Koç da aynı mahiyette bir ihbarda bulunur. Bu ihbarda da görgü şahitleri ile katledilenlerin adları vardır. Bu iki ihbarın gazete sütunlarında yer almasının hemen akabinde Erzincan Savcılığına yeni ihbarlar yağmaya başlar.
Akis dergisi, bu olay üzerinden Demokrat Parti'ye yüklenme fırsatını kaçırmaz ve şunları yazar: ''Hadise, DP çevrelerinde hiç iyi karşılanmadı. Hatta, büyük bir asabiyete yol açtı. Katliam, tahkikatı iyiydi ama, bunun 1938 yazına tesadüf ettirilmesinin manası var mıydı?
1937 yılına ait bir Karaköprü hikayesi ortaya atmış, o nevi işlerde Başbakanların mesul olduğu ima edilmişti. 1937'de Başbakan İnönü'ydü. 1943'ün Özalp vakası nev'inden işlerde ise Türkiye'nin Şefi İsmet İnönü'ydü. Şimdi, demek lazımdı ki, Mercan Sürbahan katliamı nev'inden işlerde bütün mesuliyet sadece ve sadece Malatya milletvekillerindedir. Zira Doğan Kılıç'ın dedesinin öldürüldüğü tarihte İsmet İnönü Malatya Milletvekili sıfatından başka bir sıfat taşımıyordu ve hükümet başkanlığını bırakmıştı. DP'liler bile böyle bir hükmü vermenin güçlüğünü gördüler. Asabiyet o yüzden doğdu. Nitekim şikayetçiler derhal ''CHP'nin aleti'' olmakla suçlandırıldılar. Geçen haftanın başında Doğan Kılıç gazetelere bir beyanat vererek bu ithamları reddetti. Şikayetçiler sadece hak arıyorlardı. Particilikle, politikacılıkla alakaları yoktu.''
Derginin haberine göre Zini Gediği Katliamı'nı bu ihbar dilekçesi vesilesiyle meclise getirip getirmemek için CHP içinde tartışmalar olmuş ve İsmet İnönü bunun "adli bir hadise" olduğunu hatırlatıp siyasi muhteva verilmemesi gerektiği konusunda partilileri uyarmış ve nihai sözü söylemiş. ''CHP meseleyi Meclise getirmeyecektir'' bilgisini okuyucularına veren dergi şunları yazar: ''Hakikaten, CHP bu haftanın başlarında, Genel Başkan İnönü'ye yapılan bütün ısrarlara rağmen hadiseyi bir siyasi mesele haline getirmeyi ve bazı şahısları itham için kullanmayı şiddetle reddetti. İsmet İnönü'nün nazarında bu, bir adli hadiseydi. Adli makamlar tahkikatlarını yaparlar, varsa, suçluları cezalandırırdı. Suçun başı, nereye kadar giderse gitsin. CHP iktidarı zamanında da Özalp vakası aynı şekilde karara bağlanmamış, koca bir Orgeneral mahkûm edilmemiş miydi? CHP Genel Başkanı ''Bir cemiyette cinayet de hırsızlık da olur. Fakat bu cemiyet hırsızları ve katilleri mahkemeye verebiliyor mu? Onları cezalandırıyor mu? Bunu yapan cemiyet temizdir'' dedi ve kararından caymadı.''
Zini Gediği'nde katledilenlerin aileleri, 2011 yılında da Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na toplu mezarın incelenmesi için başvuruda bulunurlar ancak Erzincan Savcısı, başvuruya ilişkin katliamın "asayiş sorununa ilişkin bir olay" olduğunu öne sürerek, soykırım denemeyeceğini ve zaman aşımına girdiğini ifade ederek 28 Eylül 2011'de takipsizlik kararı verir. Bunun üzerine aileler 2012'de AİHM'e başvuru yapılır ancak AİHM henüz başvuruyu karara bağlamamıştır. Zini Gediği'nde katledilen ve kemikleri yakın zamana kadar açıkta bulunan yüze yakın Alevi Kürt için 2014'te yılında demir ve çimento kullanılmadan, tamamen oradaki doğal taşlardan bir anma mekânı inşa edilir. 2020 Ağustos ayında kimliği belirsiz kişilerce anma mekânı saldırıya uğrar ve anıtın içinde bulunan kemikler etrafa saçılır. Halen her yıl Zini Gediği'nde katledilenler Erzincan'ın Sürbahan köyünde anılır.
Son olarak 2023 yılında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Zini gediği Katliamı ile ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi vermişti. Fırat, "Zini Gediği Katliamı emrini verenlerin; katliama katılan komutanlar ve askerlerin üzerindeki sis perdesini aralamak için o dönem 9. Kolordu ve 3. Tümen ve bağlı birliklerde görev yapan komutanların isimlerini açıklamayı düşünüyor musunuz?" diye sormuştu.