← Belgeler'e dön
Makale

Almanya Konferansı

Konu: Dersim Katliamı Anma Programı
Konuşmacı: Erdal Kılıçkaya

Program:
Açılış konuşması (Moderatör veya Başkan)
Çeraığı uyandırma ve saygı duruşu
20 dakikalik Zini belgesel film gösterimi
Konuşmcı (Erdal Kılıçkaya)
Konuşmacının sunumu aralarına serpiştirilmiş 3 adet 2 dakikalik katliam ve kayıp yakınlarının görüşlerinin yer aldığı video)
Konuşmacının sunumu aralarına serpiştirilmiş 3 ağıt (AKM/Cemevinden bir kişi. Kadın ve Zazaca söyleyen birisi tercihendir.)

Zini Gediği'nde Ne Oldu:

Zini Gediği:
Kulaklara Fısıldanarak Bugüne Ulaşan Bir Katliamın Öyküsü

Dersim Türkiye'nin en büyük toplu mezarlığıdır. DNA tespiti ile ailesine teslimi beklenen çok sayıda "ölü" var toprak altında. Erzincan Zini Gediği'nde 8 Ağustos 1938'de öldürülen 97 kişi kurşuna dizildiler, sadece Alevi-Kızılbaş oldukları için. Kemikleri, tozun toprağın içinde öylece açıkta yatıyor, hâlâ...

1937/38 Dersim kırımı, askeri harekat komutasının bir ayağı Surbahan/Kılıçkaya köyünde üslendi. Sonunda "harekat" tırpanı Kılıçkaya ve komşu köyleri de biçti.

Mercan- Surbahan köyü (Kılıçkaya) Kuzey Munzurlar silsilesine ait Kılıçkaya Dağı Eteğinden Erzincan ovasına bakar. Kılıçkaya Dağı, doğu ve batı yüzlerinden güney yönünde "öteyüz"e, Munzurların ardına, Dersim/Ovacık yönüne geçit verir.

1938 yılı yaz ayları; köylülerin ifadesiyle Harman Zamanı'dır. Dersim kırımını yapacak askeri komutanın bir ayağı Erzincan'a bağlı Kılıçkaya köyünde üslenmiştir. Kılıçkaya'dan ve çevre köylerden toplanan ve hepsi de Alevi ve erkek olan 97 masum köylü üç gün Eyüp Ağa'nın ahırında tutulur. Aralarında şehir esnafından Yağcı Ali, Murtaza Ali, şoför Şükrü, ortaokul öğrencisi Hüseyin Gökdemir, Rüştiye Mezunu Süleyman Gökdemir, köyün muhtarı Halil İnce, (İnço Halil) dahil, her yaş ve meslek grubundan insanlar vardır. İplerle birbirine bağlanarak askerlerin gözetiminde dağa doğru başlatılan bu yolculuk 3200 metre yükseklikte Ovacık sınırlarında "ıssız" bir yer olan Zini Gediği'nde son bulur. Getirilenlerin hepsi burada öldürülür. Cesetler açıkta, tozun toprağın içinde, kurda, kuşa yılanlara yem olsun diye öylece bırakılır. Yasak bölge olduğu için yıllarca kimse gidemez bölgeye ve ancak 1950'li yılların başlarında Zini Gediği'ne ilk gidenler üst üste yığılmış kemikleri bulurlar.

Bu katliamla ilgili mekânlar, resmen Erzincan'a bağlıdır. Ne var ki bölge Osmanlı Devleti'nin haritalarında da görüleceği gibi aslında "Dersim" sınırları içerisindedir. 1935 yılında "Tunceli Vilayeti Hakkında Kanun"la birlikte idari sınırları yeniden çizilen Dersim, Erzincan'ın, Erzurum'un, Elazığ'ın, Sivas'ın ve Bingöl'ün ve hatta Muş'un bazı ilçelerini kapsamaktadır ve aslında bu sadece fiziki değil, aynı zamanda kültürel bir sınırdır. Katliama maruz kalan köyler (Mollaköy, Surbahan/Kılıçkaya, Kismikor, Balıbey, Mağaçur ve Girlevik) hem bu sınırlar içinde kalmaktadır hem de katledilenlerin tamamı yaklaşık 200 yıl önce Pulur'dan (Ovacık) gelip buraya yerleşenlerden oluşmaktadır.

Bu ıssız dağlarda 97 köylü katledilirken, aileleri de bilemedikleri bir yolculuğa; sürgüne zorlanmışlardır. Hangi suçun cezasını ödedikleri bilgisine hiçbir zaman ulaşamayan ailelerin her biri Batı illerinin köylerine, on yıl yeni ikamet mekanlarından çıkmamak koşuluyla yerleştirilmişlerdir.

Sözkonusu olan bir fiziki ve kültürel imhadır. Kılıçkaya, Balıbey, Girlevik, Kismikör, Mağaçur köylerinin her birinde 1935-1940 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre nüfus yaklaşık % 40-50 oranında azalmıştır ama nüfus işleriyle ilgili kurumlar bu dramatik nüfus azalmasıyla ilgili dair tek bir cümle etmemişlerdir.  
 
Şimdi bu kırımı hatırlamak ve hatırlatmak, Türkiye'yi iktidarıyla ve toplumuyla geçmişiyle yüzleşmeye davet etmek ve katledilen atalarımızı anmak üzere düzenleyeceğimiz anma etkinliğine davet ediyoruz.

Erdal Kılıçkaya

37-38'de Dersim'e yapılan harekatlarda Kılıçkaya Köyü'ne geçici bir karakol kurulur. Kılıçkaya Köyü'nün Galolar Mezrasına kurulan seyyar fırınla, farklı yerlerde kurulan Harekat Komutalarına ekmek gönderilir. Kılıçkaya'ya kurulan Harekat Komutanlığı, bölgenin asayişini ve askerin ekmek ihtiyacını karşılarken, Kılıçkayalılarla da özel olarak ilgilenir. « Dağda devrilen kamyona yardım edeceksiniz » diye evinden, tarlasından, okulundan alınan Kılıçkaya'dan (eski adı Surbahan) 16, Galolardan 2, Magaçur, Brastik, Balibey, Kismikör köylerinden toplanan 100'e yakın kişiyi, bir ahırda toplarlar. Ardından Ağbaba Dağı'nın dibinde Zıni Gediği çukurunda kurşuna dizerek öldürürler. Ne mahkeme, ne sorgu, ne de acıma. 100 kişi makinalı tüfeklerle taranarak katledilirler. Sırtında siyah, lacivert çizgili bir takım elbise ile, o hafta sonu köye gelen Hüseyin Gökdemir, Ziraat Okulu öğrencisi ve yaşı daha 17'dir. Malesef o da öldürülenler arasındadır. Ağbaba'nın eteklerine saklananlar olayı görürler. Askerler yaralı olanları da bu esnada öldürürler. Cesetlerin ceplerini boşaltır, üst üste yığar ve öylece bırakıp giderler. Çevrede saklananlar uzun süre cesetlere yaklaşamazlar. Askerler çekildikten sonra cesetlere ulaşanlar, ölülerin üzerlerindeki giysileri alırlar. Hüseyin Fırat yıllar sonra o siyah, lacivert çizgili ceketi birisinin sırtında görür ve hemen tanır. Ceketin arkasında, orta yerinde büyük bir yama vardır. O yama, 17 yaşında katledilen Hüseyin Gökdemir'in arkadan aldığı kurşun deliğini kapamak için işlenmiştir. Molladiler köyü ateşe verilir. Kaçarak canını kurtaran 8-10 hane askere teslim olmak ister. Ellerinde beyaz bayraklarla askere doğru ilerleyen erkeklerin üzerine ateş edilir ve hepsi katledilir. Geride kalan kadın ve çocuklar Kılıçkaya'nın üzerinde bir çukura götürülür, asker mevzilenir. Tam askerler ateş etmeye hazırlanırken bir atlı gelir, birşeyler söyler. Askerlerin bazıları ağlarken, atlı süvari gelince sevinirler. Gelen haber vur emrinin durdurulması ile ilgilidir. Daha sonra aynı grup Erzincan merkeze götürülür. Orada bazı kız, oğlan çocukları ailelerinden alınır. Ertesi gün saçları sıfıra vurulmuş bir şekilde getirilip, karşıdan, uzaktan ailelerine gösterilip geri gönderilirler. Bu, çocukların ailelerini son görüşleri olur. 1938 yazında, öldürülenlerin cesetleri Zıni Gediği'nde kurda, kuşa, yılanlara yem olur.

Zıni Gedigi'nde ki "toplu mezara" geçen yıl köylüler ulaşırlar. Orada, 1938'den beri 100 ölüye ait ceset -kefensiz ve taşsız- yatmaktadır. Kurban yakınları, 1938'de kefensiz giden yakınlarına 72 yıl sonra sessizce veda edebilirler. 1930-32 arası Erzincan'da Valilik yapan Ali Kemali « Erzincan Tarihi, Coğrafi, İçtimai, Etnokrafi, idari, ihsali tetkikat tecrubesi » adlı bir kitap yazar. Vali Ali Kemali'nin kayıt altına aldığı Erzincan'ın ileri gelen Alevileri daha sonra birer birer katledilir. Zıni Gediği'nde kurşuna dizilenlerin ardından, geride kalanlar ise çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın yük vagonlarına doldurulup sürgüne gönderilirler. Giderken ellerinde son kalanlar da yagmalanır. Tirenleri yollarda taşlanır. Zıni Gediği'nde katledilen Kismikörlü Nuri'nin 13 yaşındaki oğlu Seyit, bu tren yolculuğu sırasında kan kusar ve ölür. Cenazesi Afyon Karahisar'da trenden indirilir ve ölüsü orada bırakılır. Gittikleri yerlerde yabaniler, insan yiyenler olarak karşılanırlar. Onlarca kişi köy odalarında kalırlar. Herşeylerini geride bırakmak zorunda kalan bu insanlar için, aş, iş mücadelesi başlar. Dedem Nuri Kılıçkaya'da sürgüne gönderilenler arasındadır. Çanakkale ili, Yenice ilçesi, Akçakoyun köyüne gönderilir. Hiç bilmedikleri bir coğrafya, tanımadıkları insanlarla birlikte yaşamaya çalışırlar. Ama onların aklında hep ata toprakları vardır. Mecburi olarak terk etmek zorunda bırakıldıkları topraklara 1947'de çıkan aftan sonra dönebilirler. Bir kez daha herşeye sıfırdan başlarlar. Adları çıkmıştır birkere. Artık Küçük Dersim'dir buraların ismi. 12 Eylül'e kadar Kılıçkaya Köyü 2 şehit daha verir. İstanbul, Işık Mühendislikte okuyan Ayhan Gökdemir, 1977'de 4 Ülkücü Faşit tarafından okul tuvaletinde kıstırılarak öldürülür. Ayhan'ın Babası 1921 doğumlu Haydar Gökdemir son Kılıçkaya Köyü ziyaretinde bizlere «Zıni Gediği'nde Babamı ve 2 Amcamı ketlettiler. Yetmiyormuş gibi benden bir de oğlumu aldılar. Bütün bunları Alevi olduğumuz için başımıza getirdiler » diyordu. Bu arada Kılıçdaroğlu'da « Devrim koşulları içinde böyle şeyleri olağan karşılamak lazım.. » diyordu (19 ağustos-Star). Babasını, 2 amcasını ve oğlunu kaybeden, Kılıçkaya köyü sakini Haydar Gökdemir'e Kılıçdaroğlu'nun bundan başka söylemesi gereken şeyler olmalı. Tabi sadece Kılıçdaroğlu'nun değil. Devlet de 1938 yılından bugüne kadar Alevilere yönelik yaşananların yanlış ve utanç verici olduğunu artık kabul etmeli, özür dilemeli. Bizim cenahımızda ise; 1938'den beri Zıni Gediği'nde kefensiz ve taşsız yatmakta olan 100 kişi için anıt mezar yapmakta boynumuzun borcu olmalı. Hertarafında akan serin suların olduğu, insanların birbirine dostça sarıldığı, envayçesit çiçeğin içersinde çocukların koştuğu Uzunçayır'da bir yayla şenliği yapmak hayalimiz olmalı. Bu şenlikte Rakılar, Şaraplar içilmeli, ateşler yakılmalı akşam, türküler söylenmeli. Kılıçkaya köyünün belgeselini çekmekte görevimiz olmalı. Oldu olacak, ağıtlarımızı ve umutlarımızı güneşin ilk düştüğü, Ağbaba'ya doğru haykırmakta vazgeçilmezimiz olsun. Sözlerimizi Ahmed Arif 'in '33 Kurşun' şiirinin dizeleri ile bitirelim: "Vurulmuşum Dağların kuytuluk bir boğazında Vakitlerden bir sabah namazında Yatarım Kanlı, upuzun... Vurulmuşum Düşüm, gecelerden kara Bir hayra yoranım çıkmaz Canım alırlar ecelsiz Sığdıramam kitaplara Şifre buyurmuş bir paşa Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki..."

1938/ Zıni Gediği Katliamı ve
2011 yılında "hak talebi" olarak yeniden tanımlanması üzerine

Temmuz-Ağustos 1938
Mercan - Surbahan köyü (Kılıçkaya) Kuzey Munzurlar silsilesine ait Kılıçkaya Dağı Eteğinden Erzincan ovasına bakar. Kılıçkaya Dağı, doğu ve batı yüzlerinden güney yönünde "öteyüz"e, Munzurların ardına, Dersim/Ovacık yönüne geçit verir.
1937/38 Dersim kırımı, askeri harekat komutasının bir ayağı Surbahan/Kılıçkaya köyünde üslendi. Sonunda "harekat" tırpanı Kılıçkaya ve komşu köyleri de biçti. 1938 Ağustos'unda harman vakti, 95 erkek Zıni Gediği (ZG) denilen bir çukurda öldürüldüler. Kemikleri, tozun toprağın içinde öylece açıkta yatıyor.

1938'de Erzincan Zini Gediği'nde Katledilenleri Andık
Arkadaşlar merhaba,
Bugün "büyük" bir iş yaptık, "küçük" ama "tarihi önemde" bir adım attık, 1938'de Erzincan Zini Gediği'nde katledilen 97 kişiyi ölüme götürüldükleri Kılıçkaya Köyü'nde andık, Fransa'dan, Almanya'dan gelen dostlarımız Erdal Kılıçkaya ve Yaşar Kaya yanıbaşımızdaydı, Kılıçkaya Köyü halkı da, kalabalık bir grup toplandık, 97 kişinin gözaltında aç-susuz tutulduğu "karakol-ev"in önünde saatlerce "gidenlerle" konuştuk, kurban yakınları ağladılar, sanki dün öldürülmüşler gibi, daha sonra mumlar yaktık, Bava Şervan Kırmancki dualar etti, onların ölüme götürüldükleri yoldan sembolik bir yürüyüş yaptık, onlar o yoldan dönememişlerdi, biz o yolu adımladık kederle, neyse mağdurlar yarından itibaren dava açmaya hazırlanıyorlar ve Zini Gediği'ndeki cesetlerin DNA tespiti ile kendilerine teslimini istiyorlar, bir daha hiç kimse etnik ve dinsel sebeplerle toplu olarak yok edilmesinler diye..
Dostlarım,
Dersim Türkiye'nin en büyük toplu mezarlığıdır, DNA tespiti ile ailesine teslimi beklenen çok sayıda "ölü" var toprak altında, Erzincan Zini Gediği'nde 6 Ağustos 1938'de öldürülen 97 kişi Dersim 1938 ile hiçbir ilgileri olmadığı halde kurşuna dizildiler, sadece Alevi-Kızılbaş oldukları için..
Onların ruhu aramızda, çiçekte, böcekte, taşta ve toprakta, hard u asmenin her yerinde, ruhları şad olsun...
Sevgi, saygı ve iyilikle..
26.07.2011
Hüseyin AYGÜN
CHP Dersim Milletvekili

Unutturmakta Katliamdır

Hatırlamak ve hatırlatmak için buradayız. 25 Aralık 1935 tarihinde Tunceli kanunu çıkarıldı. Özel yönetim ve yargılama yöntemleri oluşturuldu. Kanun yürürlülüğe girdikten sonra 1937 yılında Bakanlar Kurulu'nda sert ve etkili bir askeri taaruz yapılması gerektiği hüküm altına alındı.

Bu tarihten sonra Dersim de askeri hareketlar başladı. Dönemin ileri gelenleri göz altına alındı, tutuklandı ve idam edildi. Dersim de 1938 yılında çok sert ve etkili bir askeri harekata başlandı. Kanuna aykırı davrananların göz altına alınması tutuklanması değildi amaç. Yaş ve cinsiyet gözetmeksizin her yaş gurubundan onbinlerce insan katledildi.

Erzincan'da da civar köylerden yüzlerce insan kandırılarak bu alana getirildi. Katledilerek buralara bırakıldı. Kurşuna dizilenler arasında yürüyemiyecek kadar yaşlılar, bıyıkları yeni terlemiş delikanlılar, askerden yeni gelmiş nişanlılar vardı. Babayı oğluyla, kayınpederi damadıyla, kardeşi ağabeyiyle birbirine kalın iplerle bağladılar. Çembere alındılar ve dörtbiryandan üzerlerine kurşun yağdırdılar. Haklarında verilmiş bir mahkeme kararı yokken hepside suçsuz ve günahsızken sorgusuz kurşuna dizildiler.

O gün kurşuna dizilenler 100 candı,100 umuttu,100 sevdaydı,100 özlemdi ve 100 insandı. Gözü dönmüş ırkçılığın yön verdiği bu keyfi, evet keyfi katliamın üzerinden tam 73 yıl geçti. O günden bu güne yasak saha ilan edildi. Devlet hiç bir zaman özür dilemedi. Arşivlerin açılması talebini olumlu karşılamadı. Katledilenlerin yeri ve kimlikleri konusunda hiçbirşey yapmadı. Gerçekten demokratik anlayışa sahip ülkeler kendi geçmişlerindeki bu tür hadiselerle yüzleşirken Türkiye bunu yapmadı.
Katliamı unutturmakta katliamdır.

Unutturmayacağız.

Taner Kılıçkaya
Kılıçkaya Köyü Muhtarı

Kıymetli Canlar,
Değerli Basın Mensupları
ve Kurum Temsilcileri,

Bundan 74 yıl önce Köyünden, tarlasından, okulundan toplanan, yaklaşık 100 yakın Alevi vatandaş, haklarında verilmiş bir mahkeme kararı dahi yokken, hepsi de suçsuz ve günahsızken, sorgusuz sualsiz bir şekilde, Erzincan Zini Gediği'nde kurşuna dizildiler. Öldürülenlerin cesetleri kurda, kuşa, yılanlara yem oldu. Katledilenlerin üzerlerine örtecek bir karış toprak dahi, kendilerine çok görüldü.

1938'den beri Zini'de -kefensiz ve taşsız- yatmakta olan kurbanları anmak için, 8 Ağustos 2012 Çarşamba günü saat: 10.00 da Kılıçkaya Köyünde biraraya geliyoruz. Kayıp yakınları, siyasi partilerimiz, sendikalarımız, odalarımız ve tüm demokrasi güçlerimizin desteğiyle yapacağımız anma etkinliğimize katılımınızı bekler
çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Saygılarımızla

Zini İnsiyatifi