Erdal Kılıçkaya: Yüzleşme Kültürü
Yüzleşme Kültürü Erdal Kılıçkaya Türkiye'de barış umudunun yeniden karamsarlığa ve kedere dönüştüğü günlerde, 1938'de Zini Gediği'nde katledilen 100'e yakın masum insanı andık. Özel alana çekilmiş Zini travmasını kamusal alanda konuşmak, kayıp yakınlarıyla sivil toplum kurumlarını bir araya getirmek ve bu tür acıların bir daha yaşanmaması için ortak bir bilinç oluşturmak istedik.
Geçmişle yüzleşme, demokratikleşmenin ön koşullarından biridir. Geçmişiyle hesaplaşmamış bir toplum, işleyen ve güven veren bir demokrasiye ulaşamaz. Hukukî eşitlik, hakikatin tanınması ve mağdurların sesinin duyulması, toplumsal barışın inşasına katkı sunar.
Geçmiş, "unut" denildiğinde unutulmuyor; görmezden gelinerek görünmez kılınamıyor. Gündem hızla değişirken ve toplum unutmaya eğilimliyken, sivil toplumun görevi hatırlamak ve hatırlatmaktır. Zini Gediği'nde savcılığın olay yerini araştırmaya gerek görmemesi, yüzleşmeye ve demokratikleşmeye katkı sunmamıştır.
Kayıp yakınlarının talebinde kin veya nefret değil, hakikat ve hak arayışı vardır. Devletin ilk adımı, "Vatandaşımız ne istiyor?" sorusunu sormak olmalıdır. Zini gibi olaylar yalnızca Alevilerin veya kayıp yakınlarının değil, bütün toplumun ortak meselesidir. Mağdurun hafızası toplumun hafızasına dönüşebildiğinde gerçek bir yüzleşmeden söz edilebilir.
Arşivlerin açılması, kayıpların ve faillerin belirlenmesi, anma alanları ile müzelerin oluşturulması, maddî ve manevî zararların giderilmesi, kayıp yakınlarının onurunu iade eden resmî bir açıklama yapılması ve benzer ihlallerin tekrarlanmayacağına dair güvence verilmesi gerekir. Türkiye, ancak geçmişinin acılarıyla dürüstçe yüzleştiğinde insan haklarına ve insan onuruna saygılı bir devlet olma iddiasını güçlendirebilir.