← Belgeler'e dön
Makale

İlhami Algor: Zini Gediği Anıtı

Hak aramanın "cıss" olduğu iklimlerde 'geçmiş ile hesaplaşmak', bu nedenle anma/hatırlama mekanları tasarlamak, uygulamak ... İlhami Algör

"Mahal bir bellek taşıyıcısı olarak anıt, mekandan daha önemlidir, çünkü anıtın inşasına genellikle bir şeyi abideleştirme arzusu ve bir unutma korkusuyla başlanır. Unutma tehlikesi anıtların inşa edilmesine, anıtlar ise unutkanlığa yol açar." P. Connerton

Erzincan/Zıni Gediği anma mekanları Erzincan/Zıni Gediği İnisiyatifi, '38 de Erzincan/Kılıçkaya köyünde bir ahırda toplanan, daha sonra Munzur Dağları arasında Zıni Gediği denilen çukurda öldürülen, gömülmeleri engellenen, kemikleri halen orada duran 100 kadar "..., köylü, aile babası, insan, vergi mükellefi, TC vatandaşı, kızılbaş, kürt, ..." için anma, hatırlama mekanları tasarlamaktadır: Fikir şu: "... Mağdurların yürütülerek Zini Gediğine çıkarıldığı ve sonunda öldürüldükleri yolun; yörenin kendi taşı ile yaya yolu olarak kalacak şekilde yeniden döşenmesi ve yakınlarını kaybedenlerin fiili olarak işe katkı sağlaması (taşı işlemek, katledilen yakınının ismini taşa oymak gibi) fikri kabul gördü. (yaklaşık 10 km lik yolda 100 ismin yazılması için 100 m de bir isim taşı) ... Asıl anma noktası olarak katliamın yaşandığı yerin kullanılması fikrine istinaden; Zini Gediği'nde bulunan bir kayanın oyularak bir ateş yuvası oluşturulması ve anmaların bu ateşin başında gerçekleştirilmesi.(bu noktada yakılacak ateşin Ovacık ve Pülümür'den görülebileceği de belirtildi)"(Zini Gediği Çalışma Grubu Toplantısı, İstanbul, Aralık 2012) Kısmet ise proje bu yaz uygulanacak. Ödürülen insanların tutulduğu ahır, yürütüldükleri yol, öldürüldükleri çukur'un altı çizilecek. Son birkaç senedir anma toplantıları yapıldı. Yukarıdaki fikir kısık ateşte demlendi. Mağdur yakınları olarak TBMM' nin ilgili komisyonuna hak talep eden dilekçeler verdik. O dilekçeler orada yatıyor mu, okuyan eden var mı bilmiyorum. Anma/hatırlama mekanları ile, mağdur yakını olarak ilgileniyorum. Bir şey yapacağız, ne oluyor, nasıl oluyor, anlamaya çalışıyorum. Mesela bu yaz, mağdur yakınlarınca taş'a isim oyma ve 10 kilometrelik yolun bir yerine yerleştirme işi nasıl hallolacak? Muhtemelen genç kuşaklar da çevrede olacak. Onlara nasıl bir duygu-düşünce geçecek? Ertesi günlerde, haftalarda geride nasıl duygular kalacak? Resmi kurumlar ne yapacak? Erzincan ahalisi neler konuşacak...? Bir adım öteye gidecek miyiz? Siyasi erk, geçmişle hesaplaşma konusunda ev ödevini yapacak mı?

Kuzenlerimle, diğer "mağdur yakınları" ile konuştum. "Ne bekliyorsunuz? Ne umuyorsunuz?" diye sordum. Bazıları "Dur bakalım ne olacak, nereye gidecek?" bekleyişi içinde. Başka biri net konuştu: "...Yargısız infaza kurban gittiklerini düşünüyoruz. Kurbanlarımızın haklarını arıyoruz. Kemiklerin, mezarsız kalmamasını istiyoruz. Orada bir anıt mezar yapılmasını istiyoruz, DNA testlerinin yapılmasını istiyoruz ve devletten de bu hunharlığından, vahşetinden dolayı özür dilemesini istiyoruz." Bir diğeri "Bu organizasyon tabandan kopuk" dedi. "Organizasyon", "Taban yeterince sahiplenmedi" dedi. İşte çok sesli demokratik bir ortam. Durum bana doğal geliyor. Durumun içinde, Roma'nın baş belası Galyalılar gibi, eşitlikçi kabile geleneğinin tortuları var. Herkes istediğini söyleyebilir ve küsebilir. Bu nedenle işlerin yürüyüşü halay başının tarzına kalıyor. Halay başını yalnız bırakmamak lazım. Zıni Gediği ve Mazgirt 38 Anıt deneyimleri Türkiye için yeni. Sürece ve icracılara şans ve destek vermek lazım. Not: 2012 yaz aylarında, Zıni Gediği (*) anmalarında, -adı lazım değil-, 39-40 doğumlu bir kadın şunları söyledi: "Babamı dağda öldürdüler. Anam bana hamile imiş. Sürgünde beni doğurmak istememiş. 'Kaldım 4 çocukla, bu çocuğu nedim ben' demiş..." 'İstenmedim ben' ile yaşamak,çoluk çocuğa karışmak, onları büyütmek...? Bizim anma/hatırlama süreçlerimizin "gidenleri" referans alıp, kalanları ve kadınları dışarıda bırakan bir ezberi var bence. (*) dip not: "Zıni gediğinde bir Ermeni'nin hanı vardı. Erzincan'dan Dersim'e Ermeni terziler giderdi." İhtiyarların anlatımından hafızamda kalmış. Üzerimde kalmasın.

Mazgirt 38 Anıtı Mazgirt 38 Anıtı da yukarıdaki nedenlerle ilgi alanımda. Anıtın açılış ve kamuya takdimi geçen yıl 17 Kasım'da yapılacak idi. Olmadı. Kaymakamlık bir gerekçe ile anıtın inşaasını durdurdu. Yine de anıt girişimcileri ve destekcileri, 17 Kasım günü (Seyit Rıza'nın idam edilişinin yıldönümü) katliam yerine ve anıt mezar inşaatına anma ziyaretinde bulundular. Belediye başkanı, "Bu anıt halkımızın yıllardır içinde taşıdığı özlemdir." dedi: "Soykırımın tanınması anlamında Dersimlilerden "özür" iyi bir adım olacaktır. Ancak asıl önemli olan halkın geçmişini unutmaması... Anıt, Dersim gerçeğini geleceğe taşımak için gerekli." Gelecekte, "Dersim gerçeği" nin hala 38 olmamasını dilerim. Ya da Dersim'in tek gerçeği olarak kalmamasını... Bu arada Mazgirt 38 Anıtı'nın Berlin / Yahudi Soykırım Anıtı ile yakın benzerliği konuşuldu. Mimar benzetmeyi cevapladı: "Orada bir sessizlik, bir sükunet, burada bir isyan var. Orada belki senfonik bir müzik var, burada ağıt ve haykırma var. Tabii ki notaları kullanarak bir müzik yazıyoruz ama o başka bir müzik bu başka bir müzik. Esinlenmeler olur, sanat camiası birbirinden ilham alır. Bu soykırımın Kürtçesidir" dedi. (Uygar Gültekin, Agos, Ekim 2012) Esasen Berlin'de anıt alanının altında 800 metrekarelik bir müze var. Tanıklar, müzede yer alan mektupların anıtın kendisinden daha etkileyici olduğunu söylüyorlar. Mimari açıklamanın tatminkar olup olmadığını anlamaya çalıştım. Sağıma soluma sordum. Tatminkar bulmayanlar oldu. Bu arada düşünüş/değerlendirme kıstası olarak, "Dersim'in mistik kimliği", "Dersim doğası" kavramlarının canlılığını ve tekrarını gördüm. Anıtın formu'ndan ziyade, varlığı ile yol açabileceklerine dair vurgusu nedeniyle bir arkadaşımın sözlerini dikkat çekici buldum. ".. Modern ve post modern dönemin sanatı ve estetiği artık güzel ile ilgilenmiyor malum. Çünkü üzerine konuştuğumuz şeyler artık güzel olan şeyler değil. Dersim bir vahşettir bunun estetiği neoklasik bir estetik vs olamaz. Adorno bu yüzden "Auschwitz'ten sonra şiir yazmak da barbarlıktır" demişti. Var mı şimdi Uluderede bomba ile yakılan çocukların anısını aynı tonda anlatacak bir insan yaratısı, sembolik nesne, anıt, sanat eseri, şiiri vs? ... Yok. Ama insanız, acımız kazınsın istiyoruz bir yerlere. Bence sadece bunları konuşmak için bile son derece değerli bir çalışma var ortada." Sağa sola danışma esnasında kişisel notlar aldım: a. Sorgulayan akıl bu gezegende hakikaten sevilmiyor. / b. Yaşadığım insan atlası içinde Mazgirt 38 Anıtı ile ilgilenenlerin nedense hep Dersim kökenli olmaları. İlginin dert sahibi ile sınırlı kalması, o sınırı aşamaması düşündürücü.

Mağdur anıt yapabilir mi? Dersimli bir avukat: "Anıtı mağdur yapmaz" dedi. Siyasi erk'in de taşın altına elini koyması gerektiğini kastediyor. Böylece, "Evet, bu memlekette bu oldu" cümlesi resmen söylenmiş olacak. Soruyu, "Geçmişle hesaplaşma aracı olarak ceza yargılamaları" gibi hususları bilen bir akademisyen'e sordum. "...Yapmaz diye bir kural yok. Mağdurun kendi kendine anıt yapmasında da 'geçmişle hesaplaşma' mantığı itibariyle fayda yok" dedi: "... 'Anma" faaliyetinde birincil hedeflerden birisi, ortak bir toplumsal hafızanın oluşturulmasıdır. Mağdurlar, failler ve dışında kalan üçüncü kişiler, geçmişte olanı, olduğu şekliyle hatırlar ise, kınamak ve bunun bir daha tekrarlanmaması hedefine yaklaşmak mümkün olur. Öte yandan, anıt dikmek aynı zamanda mağdurların uğramış oldukları haksızlık karşısında bir nebze olsun "manevi tazminat" yerine geçecek bir işlemdir. Böylelikle, mağdura "acına ortak oluyoruz, maruz kaldığın haksızlığı ifşa ederek seni yeniden aramıza katmak istiyoruz" denilir. Anıtın salt mağdur tarafından dikilmesi, bu sonuçları doğurabilecek bir nitelik taşımıyor. Anma, mağdurun kendi acısına yeniden ağıt yakmasına dönüşürse, bunun ne mağdur açısından ne de diğer kesimler açısından sağaltıcı bir etkisi olmayacaktır. Bu nedenle, anmaların/anıtların toplumun tüm kesimlerine hitap eden maddi ya da manevi bir "otorite"nin eliyle, ya da en azından desteğiyle dikilmesi gerekir, ki beklenen toplumsal fayda sağlanabilsin." (Ozan Erozden, Doç. Dr., YTÜ (Yıldız) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü) Anma /hatırlama mekanları var etmek için, "Geçmişle hesaplaşma" kavramı/mantığı'nın "şart olmadığı"na dair cümleler ile karşılaştım. Burada vurgu "yöntem"e mi, "siyasi" mi bilemiyorum. Öğrenmek isterim

Pozitif-negatif hatırlama Bakınırken, "Kültürel Bellek : Hatırlayış ve Unutuş" başlıklı bir sunum da aşağıdaki cümleler ile karşılaştım: "Baskılanan kültürel bellek/hatırlama toplumları: Pozitif hatırlama - kendi tarihini yazma, sağalma, özdeğerin onarılması / negatif hatirlama ve direnc mekanizmaları (KÜLTÜREL BELLEK: Hatırlayış ve Unutuş: 27-30 Ekim 2011. Gülsüm Depeli, Hacettepe Üniv. İletişim Fakültesi) Gülsüm Depeli hoca'dan negatif ve pozitif hatırlama kavramlarını bu yazı için açmasını rica ettim : "Her iki kategori de aslında siyasi bir kimlik olarak görünürleşme, güçlenme çabasının/mücadelesinin destekçisidir. Pozitif hatırlama derken, "Ortak gönenç", kolektifleşmiş "öz-sevgi"den söz ediyoruz. Milliyetçi tonları olabileceği gibi, kolektif güçlenme pratiklerinin parçası da olabilir. En genel haliyle kendini olumlayan, gönendiren, seven, "biz biz olarak güzeliz" diyen bir söylemi kurmada harekete geçirilir bu bellek: Hani Frantz Fanon "Siyah Deri Beyaz Maske" kitabında söyler: "Zenciliğime dönüp, Zenciliğime sarılıp gözyaşlarımla yeşerttim ve yeniden işler hale getirdim onu. Çöküp giden yapıyı sezgiyle, el yordamıyla yeniden kurup yükselttim." Bu nedenle, ezilen toplumların/kimliklerin evvela yapması gereken kendini şefkatle sevmek…Çünkü ezilen toplumların en büyük yara aldıkları yer doğrudan kolektif benlikleri ve öz-sevgileridir. Bunun için kolektif duygudaşlık ve onaylama belleği, ulus-devletin ağır baskısını yaşamış mücadele grupları için çok önemlidir. Negatif hatırlama derken, "Ortak acı"dan sçöz ediyoruz. Acı, kolektifi birleştiren bir diğer duygulanım biçimidir. Bu tür hatırlama "ortak acıyı" kurduğu gibi "ortak düşmanı/muhatabı" da tanımlar / belirginleştirir / kamusallaştırır. Kendisine yönelik her türlü baskı ve şiddeti politik olanın konusu haline getirmede çok etkili bir bellek biçimidir. Kolektif kimliği sevgi ve şefkat ile terapi etmek ve güçlendirmek pozitif bellek olarak nitelediğim şeyin işleviyken, negatif bellek kimliği acı ile uyarır; kimliği politikleşmiş bir öfke bileşeni ile güçlendirir, diri tutar. Bu yanıyla negatif hatırlama, kolektif mazlumluk/kurban duygusunu aşmaya, gündelik ve banal düzeylere kadar genleşen politik şiddeti siyasallaştırarak işaretlemeye ve kırmaya çaba sarfeder. Çünkü şiddete uğrayan bir kimlik veya topluluk, yaşadığı şiddeti politik olarak tanımlayamaz ise, ancak mazlum kategorisine sıkışır. Bu ise politik aktörlük açısından güçlü bir konum olmaz, aksine güçten düşürücü bir kaderciliği besleyebilir. Bu nedenle, "bunu unutmayacağız, unutturmayacağız" demek, kendisine (kolektifin bütününe) yönelen saldırının bellekte kaydını tutmaktır; güçlenme göstergesidir ve egemene karşı meydan okuma kapasitesidir. Örneğin Sivas Katliamı... Aleviler ilk kez bu katliamda ölülerini bir bir saymıştır. Fotoğraflarını basmış, her tür eylem ve hafıza platformuna taşımış, hatta onları ilk kez mazlum ölüler değil, "bir davanın şehitleri" olarak niteleyerek "güçlendirmişlerdir". Bu nedenle şehitlik (tarihsel göndermeleri açısından onaylamasam da) kolektif mücadelede üzerine dikkatle düşünülmesi gereken bir kavramdır/kategoridir."

"Evlerin pencerelerinden, okulların bahçelerinden..." "Şehit" kelimesi, Sarıkamış Anıtı'na değinmem için fırsat veriyor. Sarıkamış Anıtı'nı tasarlayan arkadaşlar tasarım prensiplerini izah eden bir metin ile internet ortamında görünür kılmışlar. Açıklıklarına teşekkür ederim: "... Sarıkamış Anıtları Anadolu'nun kapılarında binlerce şehidine dikilen dev mezar taşları olarak hayat bulur. Bir mezar taşının, strüktürel, işlevsel, mekansal, simgesel ve dinamik özellikleri göz önünde tutularak dönüştürülmesi yoluyla oluşturduğumuz anıtımız, Sarıkamış Anma Etkinlikleri içinde Şehitlikler'i, kent algısı içine sokacaktır. Öyle ki, anma etkinliklerin ve mekansal düzenlemeleri artık Sarıkamış'ın herhangi bir açık alanından yapılabilir hale gelecektir. Evlerin pencerelerinden, okulların bahçelerinden, kentteki parklardan bu alanlar algılanabilir hale gelecek, Sarıkamış kendini bu şehitliklerin varlığı sayesinde yeniden konumlandırabilecektir. Anma alanları belirli sınırların çok ötesinde Sarıkamış'ın kendisi olacaktır. ... " http://v3.arkitera.com/competitionproject.php Bütün şehri, gündeliğini ve insanlarını, anıt şeklinde kurgulanmış bir hafızanın içine oturtmak isteği bende "alacakaranlık kuşağı" etkisi yaptı. "Sarıkamış"ın yeniden hatırlatılış enerjisi, bu neerjinin kendini ifade ederken öne sürdüğü düşünceler internetten takip edilebilir. Bu kadar insanın gönül yatırdığı bir fikre "eyvallah" derim. Şüphesiz onlar da bir askerin mektubundan haberdardırlar: "Bu yaz, iki alayımızla Yemen'den buraya naklolunduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki, Arabistan'ın cehennemî sıcağı Eleşkirt'in ayazı yanında nimet-i ilâhi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. ... Kumandanımız, gelecek cuma Başkumandan Enver Paşa Hazretleri'nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi. Allah, devlete ve millete zeval vermesin. Başkumandan Paşa Hazretleri'nin gelmesi ile, Moskof'un kahrolacağından ve kâfirin, karşımızdaki tepelerde geceleri seyrettiğimiz ocaklı ve mutfaklı karargâhlarını ele geçireceğimizden subaylarımız çok emin..." (Iğdırlı Onbaşı Ali (Ilgın) Efendi'nin, Tabur İmamı Ünyeli Osman Yahya Efendi'ye yazdığı 22 Muharrem 1333 Perşembe/10 Aralık 1914 tarihli mektup. İlk neşri, 18 Aralık 1984 Tercüman / "Tarihte Bugün", İlhan Murad mahlası ile -İlhan Bardakçı- yayımlanmış)

Bağlıyorum. Bir arkadaşım laf arasında "Sen nasıl bir anıt düşünürdün?" dedi. Ben o iş için gerekene düşünce değil "his/düşünce" derim. Fakat "his"lerimi bastırdığımı hissettim. Dikkatim, "ne yapıyoruz, niye yapıyoruz, nasıl yapıyoruz, bu eylemin bir adım sonrası nedir...?" gibi çok bilmiş sorulara kaymış. Çok üstüme gelirlerse bir kuyu tasarlarım. Kuyunun ağzını Dersim dağlarındaki ziyaretler gibi, sağdan soldan toplanmış küçük taşlar ile örülmesini hayal ederim. Eğer biri kalkıp ziyaret etmek ister ise, taş üstüne taş koymasını isterim. Bunu şimdiyi ve kendisini hissetmesi için; yapılmış bir şeyi durup izleyen biri değil, aktif katılımcı olmasını, eğer katılır ise talebin nefes alacağını, canlı kalacağını düşünerek yaparım. Diğer durumlarda, "Nice kahramanlar vardı bu handa / toprak oldu gitti devr-i zamanda" misali, unutuşlar kaçınılmaz oluyor hissi var bende. Bağladım, kapatıyorum: "... Hatırlama, akılda tutmadan farklıdır. Hatırlama ancak unutma ile mümkündür. Unutmak - hatırlamak - tekrar hatırlamak üzere tekrar unutmak. Ancak bu şekilde hatırlama anları herşeyin baştan yeniden kurulduğu özgürleşme anları olabilir. Ankara geçmişin unutulup geleceğin hatırlandığı bir özgürleşme anında kurulmuştur. Ama unutmayı unutmuştur. Şimdinin akıp gitmesine izin vermek yerine şimdiki zamanı geleceğin tahakkümüne almak, hatırlamanın yeniden hatırlanmak üzere unutulup gitmesine izin vermek yerine hatırlanılanı sürekli akılda tutmaya çalışmak. Ankara (en azından bir süre için) hatırladığı şeyi aklında tutmayı becermiş, ama varlığını borçlu olduğu ve tekrarlanabilirliği ancak hatırlananı unutmakla mümkün olan, hatırlama anının ta kendisini unutmuştur. " http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=0,63,0,0,1,0

Saygı sevgi ile