← Belgeler'e dön
Makale

Prof. Dr. Şükrü Aslan: Zini Gediği Kulaklara Fısıldanarak Bugüne Ulaşan Bir Katliamın Öyküsü

Zini Gediği: Kulaklara Fısıldanarak Bugüne Ulaşan Bir Katliamın Öyküsü

Prof. Dr. Şükrü Aslan

Askerler tam üç ay bizim köyde kaldılar. Dedemgilin [Deli Mahmut İbrahim Ağa] evi iki katlı, güzeldi, konaktı. Subaylar orada kaldılar. Orayı karargâh yaptılar. Zini Gediği'ne ekmek gönderiyorlar. O sene yaylaya gitmek yasak, tarla vesaire işler yasak. Köyün içinden çıkmayacaksın. O sene ne bir yağ toplandı ne bir peynir yapıldı. Sütü, peyniri, yağı onlar yediler. Annemden başkasının sütünü, yağını almıyorlardı. Böyle olacağını kimse bilmiyordu. Babam da samimi idi. (İzzet Gökdemir Algör) Ertesi sabah, ahırdakileri kollarını bağlayarak köyün üstündeki tepeye götürdüler ki dağa götürecekler. Mağaçur'dan 14 kişi getirdiler, Kısmikör'den 12 kişi getirdiler. Bir Çağlayan mezresinden, Nişan mezresinden. Şehirden de kamyonla getirdiler. Gül ağa'yı, Yusuf Ağa'yı… Götürüp kurşuna diziyler. (Cansa Düzgünkaya)

Dersim Türkiye'nin en büyük toplu mezarlığıdır. DNA tespiti ile ailesine teslimi beklenen çok sayıda "ölü" var toprak altında. Erzincan Zini Gediği'nde 8 Ağustos 1938'de öldürülen 97 kişi kurşuna dizildiler, sadece Alevi-Kızılbaş oldukları için. Kemikleri, tozun toprağın içinde öylece açıkta yatıyor, hâlâ...

Olayın Özeti: 1938 yılı yaz aylarıdır. Köylülerin ifadesiyle Harman Zamanı. Dersim kırımını yapacak askeri komutanın bir ayağı Erzincan'a bağlı Surbahan/Kılıçkaya köyünde üslenmiştir. Surbahan'dan ve çevre köylerden de toplanan ve hepsi de Alevi ve erkek olan 95 insan üç gün Eyüp Ağa'nın ahırında tutulduktan sonra köyün üst kısmından tepeye doğru iplerle birbirine bağlanarak askerlerin gözetiminde dağa doğru yola çıkarılırlar. Bu yolculuk Zini Gediği'ne ulaşıncaya kadar devam eder. Zini Gediği 3200 metre yükseklikte ve öte tarafı Ovacık sınırları olan bir "ıssız" yerdir. Burası 95 köylünün katli için seçilmiştir. Katliam sonrasında cesetler açıkta kalmış ve kemikleri, tozun toprağın içinde öylece bırakılmıştır. Bu yüzden Zini Gediği sonraki on yıllarda köylülerin belleklerinde bir katliam mekanı olarak kalacak ve dolayısıyla bu yara tazeliğini koruyacaktır. Gidenler (ölenler) ve kalanlar (yaşayanlar) arasındaki bağ, bütün kültürlerde çok özel olarak inşa edilmiştir. Bir insana ve topluma verilebilecek en büyük ceza bu bağın koparılmasıdır. Zini'de katledilenlerin torunları da on yıllar boyu bu bağı nasıl yeniden kurabileceklerini düşündüler, bunun yollarını yöntemlerini aradılar. Her yılın yaz aylarında atalarının kemiklerini görmeye gitmek hem tarif edilemez bir bağlılık hem de dayanılamaz bir acıydı onlar için. Bağlılığın ve acının öyküsü böyle devam etti kuşaklar arasında ve birikerek bugüne geldi. Ve şimdi yeni bir evreye ulaştı. Bilumum sonraki kuşaklar atalarıyla aralarında kalıcı bir mekânsal bağ inşa etmeye, bu öyküyü bir "sır" olmaktan çıkarmaya çalışıyorlar. Atalarının hakkını, hukukunu arıyorlar. Bugünkü bütün çabaların ortak amacı budur. Öykünün Coğrafyası: Geçişkenlikler Bu katliamın ve mağdurların toplandıkları mekânlar resmi dilde Erzincan olarak geçer. Çünkü bugün bütün bu yerleşme bölgeleri Erzincan merkeze bağlı bulunuyor. Ne var ki gerçekte bu bölge Osmanlı Devleti'nin haritalarında da görüleceği gibi "Dersim" sınırları içerisinde görünür. 1935 yılı'nda "Tunceli Vilayeti Hakkında Kanun"la birlikte idari sınırları yeniden çizilen Dersim, hem coğrafi hem de kültürel bir bölge olarak Erzincan'ın, Erzurum'un, Elazığ'ın, Sivas'ın ve Bingöl'ün ve hatta Muş'un bazı bölgelerini kapsıyordu. O günden bu yana idari sınırlar, politik sebeplerle değiştirilmiş olsa da Dersim'in sınırını büyük ölçüde kültürel çizgiler belirlemiştir. Bu kültürel çizgilerin ana ekseni de Alevi olmaktır. Örneğin bugün Tunceli Vilayetine bağlı olan Pülümür ilçesi ve bugün Bingöl Vilayetine bağlı olan Kığı ilçesi 1935 yılından önce Erzincan vilayetinin birer ilçesiydi. Tunceli'nin bugünkü diğer ilçeleri Elazığ iline bağlıydı. Gerçekte bu ilçeler kültürel bakımdan Dersim sınırları içerisinde yer almaktadır. Burada katliama uğrayan köyler sadece kültürel sınırları bakımından değil gerçekte kökenleri bakımından da Dersim'in bir ölçüde kalbi sayılan Pulur'dan (Ovacık) gelmişlerdir. Yaklaşık olarak 200 yıllık bir geçmişe dayanan bu göçün izleri bugün de açıkça gözlenebilmektedir. Fevzi Çakmak'ın Genelkurmay Başkanı olarak 1930 yılında yazdığı rapor ve İsmet İnönü'nün Başbakan olarak 1936 yılında hazırladığı raporda da (Öztürk, 2007) Erzincan ve Dersim ilişkisi çarpıcı örnekler ve dehşet verici önerilerle dile getirilir. Bu raporlarda Dersim'in Erzincan Ovası ve çevresi için nasıl bir tehdit haline geldiği vurgulanmakta ve bu sürecin önüne geçmek için çok çeşitli öneriler getirilmektedir. Bugün Erzincan'ın çeşitli ilçe ve köylerinde ikamet eden Karadeniz kökenli halkın, bu önlemler çerçevesinde devlet tarafından getirilerek bu bölgeye yerleştirildiklerini İnönü'nün raporlarından öğreniyoruz. Bunların ötesinde Erzincan Valisi Ali Kemali'nin 1931 yılında yazdığı Erzincan kitabı da Erzincan ve Dersim ilişkisini, geçişkenlikleri ve içiçeliği çok ayrıntılı bilgi ve verilerle aktarır. Dolayısıyla Erzincan'ın özellikle alevi nüfusun yaşadığı ilçe ya da köylerde olan bitenlerin aslında Dersim'de olan biten olayların bir parçası olduğunu tespit etmek gerekir. Bugün artık bir kısmı ortaya çıkan belgelerden de bu ilişki açıkça anlaşılmaktadır. Dersim çapında 1938 yılında uygulanan politika burada da aynı şekilde uygulanmıştır. Eski Erzincan Milletvekili Nurettin Karsu ve şair Cemal Süreyya'nın ailesinin sürgün edilme öyküleri de bu ilişkinin parçaları olarak düşünülebilir. Bu yüzden Dersim'i anlamak; Cumhuriyet'in Dersim'le ilgili politikasına daha yakından bakmak gerekir.

Surbahan, Kismikor, Mağaçur ve Diğerleri: Katliama Uğrayan Köyler Devletin Dersim'e müdahalesinde öncelikle birbirlerine yakın olan ve aynı zamanda Alevi olan ve büyük çoğunluğu Dersim'den gelerek bu bölgeye yerleşen Dersim'lileri de hedeflemişti. Mollaköy'den Girlevik'e kadar birbirini takip eden ve paralel bir arka sıra halinde dizilmiş köylerin bir kısmında Aleviler ve Sunniler bir arada yaşarken bir kısmı tamamen Alevi nüfusa ev sahipliği yapmaktadır. Mağaçur, Kismikör, Surbahan bunlar arasındadır. Bununla birlikte bu köylerin tarihi oldukça eskidir. Yani Dersim'li ve Alevi nüfusa ev sahipliği yapmadan önce de mukimleri vardır. Bunlar da büyük ölçüde Müslüman ve Hıristiyan topluluklardır. Daha 16. yüzyılda bu köylere dair kayıtlara rastlamak mümkündür. Kismikör, (Bugünkü Günbağı) 1516'da 21 hane, 1520'de 39 hane (15 mücerred) vardı. 1591'de 95 nüfusu vardı. Burada bir değirmen vardı. Köyün tamam malikanesi Erzincan'daki Gülabi Bey Camii'ne vakfedilmişti. 1975 yılı nüfus sayımına göre 585 kişi yaşamaktadır. Mağaçur (bugünkü, Tatlısu) 1516 yılında 23 hane yaşamaktaydı. ((5 mücerred). 1591'de 143 nüfus vardı. Kürdbrastik, 1520'de 23 hane (3 mücerred Hristiyan), 1591'de 10 nefer Müslüman, 11 nefer Hristiyan nüfusu vardı. Surbahan, (bugünkü Kılıçkaya köyü) 1516'da 3 hane, 1520'de 17 hane, (14 mücerred) 1591'de 50 nüfus bulunmaktadır. Bütün bu köylerde buğday, arpa, darı, nohut, bakla, orum, zegrek, bal, şıra, meyve ve bostan ürünleri üretilmekte idi.) Vartanik/ Mollakendi (Bugünkü Mollaköy) 1516'da 8 hane Müslüman, 8 hane Hıristiyan) yaşamaktaydı. Köyün tamam malikanesi, Erzincan'daki Mevlana Ahmet Bekri'nin zaviye ve camiine bağışlanmıştı. Cumhuriyet döneminde devletle bu köyler arasında spesifik bir gerilime ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Dersim'in diğer bölgelerinde, köylerinde olduğu gibi burada da insanlar gündelik hayatlarını kendileri üretiyorlardı. Devletle ilişkileri memleketin herhangi bir yerindeki ilişkilerden temelde farklı değildi. Devlete vergi veriliyordu, yükümlülük zamanları geldiğinde erkekler askere gidiyorlardı. Köylüler çocuklarını okullara göndermek için özel bir çaba gösteriyorlardı. 1936 yılında Dersim çapında her ailenin devlete silahını teslim etmesi zorunluluğuna burada da uyulmuştu. Bütün aileler bir şekilde birer silah temin ederek ilgililere teslim etmişlerdi. Bölgede karakollar vardı ve olmadığı durumda da köylülerin evleri bazı durumlarda karakol olarak kullanılmıştı. Kısaca, devletin herhangi bir askeri müdahalesini gerektirecek özel bir durum yoktu. Zaten devletin raporlarında da böyle iddialar yer almamıştı. Sadece kültürel kimlikleri yönünden Osmanlı'dan beri devleti yönetenlerle farklı bir yerde duruyorlardı. Devlet yetkililerinin "tashihi itikat" için özel politikalar geliştirdiği bir inanç sistemine mensuplardı, Alevilerdi. Ne olduysa işte tam böyle bir zamanda oldu. Askerler, önce köylülerin evlerini karakol olarak kullandılar. Köylülerin ürünleriyle beslendiler, hazırlıklarını orada yaptılar. Sonra yerleştikleri köyün bir ahırını toplama alanı yaptılar. Hem oradan hem de çevre köylerden, önceden isimlerini tespit ettikleri anlaşılan isimleri gruplar halinde getirerek bu ahırda topladılar. Kalanların gözleri önünde iplerle birbirine bağlayarak dağa doğru yola çıkardılar. Götürülenler arasında şehir esnafından (Yağcı Ali, Murtaza Ali), şoför Şükrü, ortaokul öğrencisi Hüseyin Gökdemir, Rüştiye Mezunu Süleyman Gökdemir, 38'de köyün muhtarı Halil İnce, (İnço Halil) da 80'li yaşlarında da insanlar vardı. Kimse korkusundan bir şey diyemiyordu. Suçsuz/günahsız insanları saatlerce yürüterek "yasak bölge" ilan ettikleri Zini Gediği"nde katlettiler. Yasak bölge olduğu için yıllarca kimse gidemedi oraya. Cesetler kurda kuşa bırakıldı, onlar da tanıklık etti bu vahşete. Yıllar sonra Zini Gediğine ilk gidenler orada üst üste yığılmış kemikleri buldular şimdi olduğu gibi.. Bu ıssız dağda belli ki çığlıkları gökyüzünü yarmıştı ama kimse "duymamıştı." Baskı, korku ve sindirme ortamı öylesine etkiliydi ki insanlar ölülerinin peşine bile düşememişlerdi. On yıllar sonra kimlerin katledildiğini ve katledilenlerin sayısını öğrenmeye çalıştığımızda bu dramatik durumu gözlemleyebildik. Çevre köylere haber salınmış ve katledilenlerle ilgili bir anma yapılacağı duyurulmuş olmasına karşın sayı bir türlü tam olarak tespit edilememişti. Bu arayış ve arama süreci bugün de devam etmektedir. Bu araştırma sırasında bizim de tespit çalışmalarımız sonucunda ulaştığımız bilgiler ekte listelenmiştir. Ancak bu liste de henüz tamamlanmış değildir. (EK:1) Kalanların Sürgünü: Batı İllerine Mecburi İkamet 1938'in "Harman Vakti" 97 köylü katledilirken, aileleri de bilemedikleri bir yolculuğa zorlanmışlardı. Hangi suçun cezasını ödedikleri bilgisine hiçbir zaman ulaşamayan bu ailelerin her biri Batı illerinin köylerine, on yıl yeni ikamet mekanlarından çıkmamak koşuluyla yerleştirilmişlerdi. Bu yasakla birlikte kendi dilleri ve kültürlerinden insanlarla temasları tümüyle kesilmişti. Akrabalarıyla görüşmek yasaklanmıştı. İlhami Algör'ün bu sürgün ailelerle ilgili kitabının adı tam da bu topluluğun hangi suçun bedelini ödediklerine dair bitmeyen bilgisizliğine ve masumiyetine gönderme yapar gibiydi: "Ma Sekerdo Kardaş" ("Suçumuz Nedir Kardeş")

Surbahan, Girlevik, Mağaçur, Kismikör, Balıbey ve daha başka köylerden toplanan Alevilerin bir kısmı katledilmesi ve bir kısmının da sürgüne gönderilmesi en net şekilde bu köylerin Genel Nüfus Sayımı sonuçlarında görülebilir. 1935 yılı Genel Nüfus Sayımında (ki katliam ve sürgünden önceki ikinci ve son sayımdır) Surbahan'da 135, Balıbey'de 260, Girlevik'de 134, Kismikör'de 292, Mağaçur'da 349 kişi yaşıyordu. Katliam ve sürgünden sonra yapılan 1940 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre artık Surbahan'da 74, Balıbey'de 187, Girlevik'de 99, Kismikör'de 227, Mağaçur'da 289 yaşıyordu. Aradan geçen beş yıl içinde normal olarak gerçekleşmesi beklenen nüfus artış hızı da hesaba katıldığında bu köylerin her birinde yaklaşık % 40-50 oranında nüfus azalmıştı. Nüfus işleriyle ilgili İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlık bu dramatik nüfuz azalmasının nedenlerine dair tek bir cümle etmemişlerdi. Herkesin gözü önünde cereyan eden ama kimsenin "bilmediği" bir durumdu bu. Gerçekte bu dramatik nüfus azalması katliamla ama özellikle de zorunlu yer değiştirme (sürgün) ile yakından ilişkiliydi. Bu köylerden onlarca aile sürgüne gönderilmişti. Bunlara bir örnek olarak Surbahan'ı verebiliriz. (Ek 2) Bu nüfus azalması, 1947 yılında çıkarılan 5098 sayılı yasayla sürgünlerin memleketlerine dönüşü ve 1952 yılında "yasak bölge" uygulamasının kalkmasıyla birlikte normale dönecekti. Nitekim 1955 yılı Genel Nüfus Sayımına göre bu köylerin nüfusu aşağıdaki biçimde gerçekleşmişti: Surbahan 260, Balıbey 314, Girlevik 113, Kismikor 447, Mağaçur 360. Arada geçen süre içerisinde tam manasıyla bir "kayıp nüfus" sözkonusuydu.

Katliamdan Sonra: Sessizlik ve İlk Hukuki Girişimler

1947 yılında çıkarılan 5098 sayılı yasa ile "zorunlu ikamete tabi tutulanlardan" isteyenlerin memleketlerine dönebilmelerine olanak sağlayan yasa yürürlüğe girdiğinde bu köylerden gönderilen ailelerin de büyük bir çoğunluğu geri dönmeyi tercih etmişti. Bu dönüş, sürgünde kendilerine verilen tarla, ev ya da hayvanlardan vazgeçmek ve yaklaşık on yıldır terk edilmiş yıkık bir köye/eve dönmek anlamına geliyordu. Ama yine de "ata toprağına dönmek" duygusu baskın gelmişti. Dönen aileler, atalarının katledildiği Zini Gediği'ni o yıllarda bile görememiş ve ancak 1952 yılında "yasak bölge" kararı kaldırıldıktan sonra oraya gidebilmişlerdi. Ne var ki korku ve baskı ortamı bu konuda en önemli engelleyici durumdu. Bu "sessizlik" durumunun tek aykırı örneği; babaları Zini Gediği'nde öldürülmüş üç Kılıçkaya'lının (Doğan Kılıç Şıhhasanlı, İzzet Algör, Murat Koç) 1960 yılında İstanbul Sirkeci'de ilgili (askeri) kurum'a dilekçe vererek babalarının haksız yere öldürüldüğüne dair soruşturma istemeleridir. Bu dosya Erzincan'a gitmiş ve "böyle bir hadise yoktur" cevabı gelmiştir. Dolayısıyla bu sessizlik 2011 yılına kadar devam edecektir. Bu tarihten itibaren aşağıdaki girişimler/etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Eylül 2011 Zini Gediği'nde öldürülenlerin yakınları avukatları aracılığı ile Erzincan Cumhuriyet Savcılığı'na dilekçe verdiler. "Bölgenin incelenmesini ve bir mezar olup olmadığının araştırılmasını, var ise naaşlar üzerinde DNA tetkiki yapılarak ailelere teslimini" istediler. Savcılık inceleme için Zini Gediği'ne gitmedi. 28 Eylül'de takipsizlik kararı verdi. Ekim 2011

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na Zini Gediği Katliamı ile ilgili bir araştırma yapılması için teklif verdi. Aynı günlerde kendisi de Surbahan'lı olan Erdal Kılıçkaya, "Zini Gediği kayıp yakınları anlatıyor" başlığı ile konuyu YOL TV'de tartışmaya açtı. Hüseyin Aygün, Kenan Düzgünkaya (Zini Gediği Çalışma Komisyonu adına) ve İbrahim Aktaş'ı (Dedesi Zini Gediği'nde öldürüldü) programına konuk etti.

Kasım 2011 Hüseyin Aygün'ün Dersim 38 açıklamaları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dersim 38 bir katliamdır" ifadesi ile birlikte, "Dersim 38" ana akım medya'da önemli haber olarak yer aldı. Haftalar boyunca toplumsal gündemde ön sırada kaldı. Zini Gediği kayıp yakınları, TBMM'de Hüseyin Aygün ile birlikte basın toplantısı yaptılar. Aynı günlerde Avukat Sezai Demirbilek'in, "Dersim Katliamı'nın Erzincan ayağı olan Zini Gediği katliamı ile ilgili Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptığı itiraz reddedildi. Hukuki süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru ile devam edecektir." dedi.

Aralık 2011

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, konuyla ilgili olarak Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya, Genel Sekreteri Kemal Karabulut, Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat ve ADDF İkinci Başkanı İbrahim Aktaş'ı kabul etti. Başbakan Yardımcısı Arınç'a, arşivlerindeki fotoğraflardan oluşan bir dosya sunan Yaşar Kaya, ''Erzincan'ın köylerinden 97 kişi toplanıp bir dağın tepesinde öldürülüyor. Halen o kemikler orada açıkta duruyor. Biz savcılığa başvurduk. Bu kemiklere DNA testi yapılması için. Ama savcılık maalesef reddetti. Kemikler halen açıkta duruyor'' dedi. Avukat Cihan Söylemez, "Dersim'de ölenlerin gömüldüğü toplu mezarların açılması" istemiyle TBMM Dilekçe Komisyonu'na başvurdu. (21 Aralık 2011) Komisyon dilekçeyi işleme koydu. (27 Aralık) "1937-1938 Dersim Katliamı ve Sürgünü" başlığıyla kaleme alınan dilekçede Zini Gediği'de yer alıyordu. Ocak-Şubat 2012 Dersim 38 mağdurları, TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığı'na başvuru dilekçelerini gönderdiler. Dilekçelerine aşağıdaki notu düştüler: "Başvuruya Konu Olay: AĞUSTOS 1938 ERZİNCAN ZİNİ GEDİĞİ KATLİAMI" TBMM Dilekçe Komisyonu'nda, "Dersim olaylarına" ilişkin alt komisyon kurulması kararlaştırıldı. Komisyon, AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş başkanlığında toplandı. Nisan 2012 Zini Gediği avukatlarından Cihan Söylemez, dilekçelerin yakın zamanda alt komisyonda ele alınmasını beklediklerini, komisyon üyelerinin Dersim ve Erzincan'ı ziyaretlerinin sağlanmasını amaçladıklarını ve Erzincan Savcılığı'nın vermiş olduğu takipsizlik kararı üzerine Nisan ayı içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulunacaklarını söyledi. Ağustos 2012 Zini Gediği'nde katledilenler ilk kez ilk toplanma yeri olan Surbahan Köyü'nde 8 Ağustos'ta anıldı. Anma toplantısında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, CHP Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Yaşar Kaya, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Erdal Kılıçkaya, Kılıçkaya Köyü Dernek Başkanı Rıza Paça olmak üzere çok sayıda mağdur aile katıldı. Kurşuna dizilenlerin toplanıp bekletildiği ahırı müzeye dönüştürmek ve Zini Gediği'ne bir anıt dikmek fikri üzerine tartışmalar yapıldı. Mayıs 2013

Kalıcı anma mekânlarının inşası için 2013 başlarında İstanbul'da yapılan bir toplantı ve girişimin sonucunda konunun önemi ve mesleki ilgiler bakımından Seçkin Bilgin (Mimar), Bülent Çınar (Heykeltıraş) ve Şükrü Aslan (Sosyolog) olmak üzere üç kişilik bir çalışma ekibi ile Mayıs ayı son haftasında Surbahan köyü ve Zini Gediği ziyaret edildi. Yerinde inceleme ve gözlem yapıldı, mağdur aileler ile görüşüldü. İstanbul ve Erzincan'daki toplantı ve tartışmalara İlhami Algör, Ali İbrahim Tutu, Rıza Paça, Kenan Düzgünkaya ve Erdal Kılıçkaya katıldılar.

Bu istişarelerden sonra şu hususlarda mutabık kalındı:

Anma mekânlarıyla ilgili olarak üretilen proje önerisi olan bu metin öncelikle 2013 yılı Ağustos ayında yapılacak olan anma toplantısında katılımcılara sunulacak. Bu öneri daha sonra mağdur ailelere ve kurumlara iletilerek tartışılması ve olgunlaşması sağlanacak. Böylece tüm bileşenler (kişi, aile ya da kurumlar) arzu ettikleri biçimde kendi düşünce ve önerilerini iletmiş olacaklar. Bu düşünce ve öneriler alındıktan sonra ilgili kurul olarak bizler projeye son şeklini vereceğiz. Böylece projenin uygulanma aşamasına geçilmiş olacaktır.

EK: 1

KILIÇKAYA (MERCAN, SÜRBAHAN) KÖYÜ'NDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER ADI SOYADI YAKINLARININ ADI 1) Gencali Avcı İsmail Avcı'nın babası 2) Seyitali Avcı İsmail Avcı'nın dedesi 3) Ali Billor Alişan Billor'un dedesi 4) Mehmet Billor Kadir Billor'un amcasının oğlu 5) Ali Çetinkaya Hasan Çetinkaya'nın babası 6) Ahmet Delice Haydar Delice'nin babası 7)Hüseyin Delice Haydar Delice'nin amcası 8) Kamer Delice Haydar Delice'nin dedesi 9) Ali Gökdemir Mehmet Gökdemir'in babası 10) Hüseyin Gökdemir Haydar Gökdemir'in amcası 11) Murat Gökdemir Haydar Gökdemir'in babası 12) Halil İnce Dönemin muhtarı 13) Hasan İnce İnço Hüseyin'in oğlu 14) İsmail İnce Leyla İnce'nin babası 15) Ali Kılıçkaya Ali Kılıçkaya'nın dedesi 16) Mehmet Kılıçkaya Halil Kılıçkaya'nın babası 17) Ali Haydar Yamalı Ali Abbas Yamalı'nın kardeşi

ÇAĞLAYAN (GÜRLEVİK) KÖYÜNDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER

ADI SOYADI 1) Hasan Doğan 2)Kahraman Bekta 3) Şükrü Ezer 4)Hasan Bilgili 5) Konyalı Ali Onbaşı

ERZİNCAN GÜNBAĞI (KİSMİKÖR) KÖYÜ'NDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER

ADI SOYADI YAKINLARININ ADI Mede Hasan Okumuş Haydar Okumuş'un babası Gülabi Ahmet Pınar Ahmet Pınar'ın amcası Seyit Nuri Art Dursun Dede'nin amcası Ağa Kargacı Ateş Sefer Ateş'in babası Mustafa Çolak Turan Çolak'ın büyük amcası Hüseyin Paşa Dede Dolu Ali Dolu'nun büyük amcası Mehmet Kamber Halil Kamber'in büyük amcası Ağa Dede Kumral Uslu Ailesi'nden Mahmut Dede Kumral *Asker elbisesi olduğu halde götürülmüş. Zeynel Ağa Kumral Mustafa Kumral'ın dedesi Mustafa Ağa Sürmek Abbas Sürmek'in dedesi Mehmet Ali Bey Şat Muzaffer İnan'ın büyük amcası Rıza Bey Şat Abbas Şat'ın dedesi Memili Toka Dokko Yusuf'un babası Kekil Dede Yıldız Hüseyin Yıldız'ın amcası Ziya Bey Kelek Şenol Kelek'in büyük amcası Hasan Kumral Türkan ananın Babası Ağa Kelek Gürkan'ın Babası

KEMAH YÖRESİ'NDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER

ADI SOYADI MAKSUTUŞAĞI KÖYÜ Aliser Zengingül Hüseyin Sezgin DERESORAN KÖYÜ Hasan Cono Rıza Cono BIRASTİK KÖYÜ Hüseyin Kantekin Temür Gökdemir Seydali Gökdemir ERZİNCAN BALIBEYİ KÖYÜ'NDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER ADI SOYADI HAYATTA OLAN YAKINLARININN ADI SOYADI Ahmet Remzi Güntürk Kıymet İnandım (Güntürk)'ün babası Muazzez Çuhadar (Güntürk)'ün babası Ahmet Güntürk'ün dedesi Davut Sabri Güntürk Ali İbrahim Tutu'nun dedesi Tülay Sevinç (Tutu)'nun dedesi Aga ve Davut Göktürk ERZİNCAN TATLISU (MAĞUÇUR) KÖYÜ'NDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER ADI SOYADI HAYATTA OLAN YAKINLARININ ADI SOYADI Cebrail Ağa Yakar Canpolat Yakar'ın babası Nuri Ağa Akdağ Mahmut Ateş'in babası Doğan Ateş'in amcası Gule Mahmut Ateş Şükrü ve Salim Belli'nin babası Aziz Ağa Belli Musa ve Hüseyin Kaya'nın dedesi Yusuf Ağa Kaya Doğan Kurt'un dedesi Gurde Mahmut Kurt Mahmut Sudemir'in kardeşinin oğlu Seyidhan Sudemir Adnan Yıldırım'ın dedesi Gül Ağa Yıldırım İsmail Cafoğlu Baba Sudemir

ÜREK-HÜMEKREK KÖYÜNDEN ZİNİ GEDİĞİ'NDE YARGISIZ İNFAZ EDİLENLER Seyit Papir Gerçek Şükran Ürün'ün dedesi

EK:2:

KILIÇKAYA (MERCAN, SURBAHAN) KÖYÜ'NDEN SÜRGÜN EDİLENLER Soyadı Adı / Eşinin Adı Sürüldükleri İl / İlçe/ Köy Ağtaş İbrahim/ Melek Çanakkale /Bayramiç Altun Hüseyin( Guzum) Edirne /Keşan/İpsala Altun Veli/İzzet Çanakkale/Yenice Avcı Zeycan Balıkesir/Susurluk/Gurafa Avcı Haydar/Kumru Balıkesir/Susurluk/Gurafa Avcı Veli/Şerife Balıkesir/Susurluk/ Gurafa Bilir Sadık/Gülşah Çanakkale/Yenice/Sofular Köyü Bilir Selviye Çanakkale/Yenice Billor Ahmet/Gülüzar Balıkesir/Susurluk/Gövel Billor Ahmet/Raziye Çanakkle/Bayramiç/Bıyıklı Bulunmaz Yılmaz Veli/Sabire Çanakkale/ Yenice/Pazar Köyü Canbulmuş Alican/… Edirne/ Keşan Canbulmuş Peri Edirne / Keşan Çankaya Mustafa/Fidan Çanakkale/Bayramiç/Tüller Çetinkaya Fadime Balıkesir/Sındırgı Çetinkaya Murat/ Zülfiye Çanakkale/Yenice/Çınarcık Çetinkaya Sadık/Fidan Çanakkale/Yenice/Çınarcık Çetinkaya Alişer Çanakkale/ Yenice/ Çınarcık Delice Gültaze Burdur/Ağlasun/Bıçak Delice Şah Hanım Burdur/Ağlasun/Bıçak Düzgünkaya Gençali/Güle Çanakkale/Bayramiç/Kutluoba Düzgünkaya İsmail/Gülhabar Çanakkale/Bayramiç/Kutluoba Eser Rıza/Zahide Çanakkale/Yenice Galoğlu Rıza/ Hatice Çanakkale/Yenice Galoğlu Rıza/Ağca Çanakkale/ Yenice/ Akçakoyun Gökdemir Alişan/… Gökdemir Hamana Burdur/Çetikçi Gökdemir Zekiye Balıkesir/ Susurluk/ Balıklıdere Gökdemir Nuri/Suna Balıkesir/Bandırma/Muradiye Gökdemir Selviye Çanakkale -Balıkesir/Susurluk Gökdemir Kazım/Hüsniye Balıkesir/Susurluk/Balıklıdere İnce Halil/… İnce Hüseyin/Hatice Edirne/Keşan/Mahmutbey İnce Musa/Layla Balıkesir/ Sındırgı Kalkan Süleyman/Sultan(Gınco) Balıkesir/Edremit/Bayramiç Karadağ Mahmut/Gülşah Balıkesir/Sındırgı/Kocakonak Kılıçkaya Rane Balıkesir/Susurluk Kılıçkaya Rahime Balıkesir/ Sındırgı Kılıçkaya Hüseyin/Hatice Çanakkale/Yenice Kılıçkaya Mehmet/Hatice Çanakkale/Yenice Kılıçkaya Nuri/Zeynep Çanakkale/Yenice/Akçakoyun Kılıçkaya Cavit Balıkesir/Sındırgı Kılıçkaya Hasan/Rahime Balıkesir/Sındırgı Koç Hüseyin/Fadime Edirne/ Keşan/Mercan Köyü Koç İmmuhan/Satılmış Edirne/Uzun Köprü/Çal Köyü Koç Veli/Gülizar Erzincan/Cencige/ Gallo Mezrası Köse Seyit Ali/Azime Kırklareli/Babaeski/Kozpınar Köse Halil/Saray Kırklareli/Babaeski/ Kotranca Köse Hasan/ Sultan Çanakkale/Yenice - Balıkesir / Havran Köse İsmail/ Gülizar Kırklareli/Babaeski/Minet Köse Sadık /Sultan Kırklareli/Babaeski/Kuştepe Parıltı Murat Çanakkale/Yenice Parıltı Sadık/Zeynep Çanakkale/Yenice Uygun Cemal/ Kumru Edirne/Keşan/Seyitler Uygun Dursun/… Edirne/Keşan/Seyitler Uygun Hasan/ Kumru Edirne/Keşan/Seyitler Uygun Süleyman/Hatice Edirne/ Keşan/Seyitler Yamalı Ali Abbas/Adile Edirne/ Keşan

KAYNAKLAR Ağar, Ömer Kemal; Tunceli Dersim Coğrafyası, İstanbul Türkiye Basımevi, 1940. Akgül, Suat; Amerikan ve İngiliz Raporları ışığında Dersim, Yaba Yayınları, İstanbul, 2000 Algör, İlhami; Ma Sekerdo Kardaş, Doğan Kitap, İstanbul, 2011 Aslan, Şükrü; Herkesin Bildiği Sır: Dersim, İletişim Yayınları, 2010 Aygün, Hüseyin; "Dersim 1938 ve Zorunlu İskan", Dipnot Yayınları, Ankara 2009. Bulut, Faik; Dersim Raporları, Evrensel Basım Yayım, İstanbul 2005. Bulut, Faik; Devletin Gözüyle Türkiye'de Kürt İsyanları, Yön Yay. Temmuz, 1991. Dersim Raporu, Yayına Hazırlayan: İzzettin Çalışlar, İletişim Yayınları, İstanbul 2010. Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları 3, Kaynak Yayınları, İstanbul 1992 Gül, Abdülkadir; Bir Tarihi Coğrafya İncelemesi (Osmanlı'dan Cumhuriyete Erzincan Kazası), Salkımsöğüt Yayınları, İstanbul 2011. Kemali, Ali; Erzincan, Resimli Ay Matbaası, 1932 Mazıcı, Nurşen; Celal Bayar Başbakanlık Dönemi (1937-1939) Der Yayınları, İstanbul, 1999. Miroğlu, İsmet; Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1990. Necmeddin Sahir Sılan Raporları, Doğu Sorunu, Der: Tuba Akekmekçi, Muazzez Pervan (1939-1953) Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2010. Öztürk, Saygı; İsmet Paşanın Kürt Raporu, Doğan Kitap, 2007 Sevgen, Nazmi; Zazalar ve Kızılbaşlar, (1945), Kalan Yayınları 2003. Sungurluoğlu, İshak; HARPUT YOLLARINDA, 4. Cilt Elazığ Kültür ve Tanıtma Vakfı Yayınları No: 2 1968 Tan Gazetesi 12.Eylül 1937 Tan Gazetesi 13. Eylül 1937 Tan Gazetesi 14. Eylül 1937 TÜİK Nüfus Sayınları 1935, 1945, 1955 Türkiye Büyük Millet Meclisi Albümü, (1920-1991), TBMM Genel Sekreterliği Yayınları No: 1, Ankara 1994 . Uluğ, Naşit Hakkı; Tunceli Medeniyete Açılıyor, (1939) Kaynak Yayınları, 2007. Yakın Tarih Ansiklopedisi, Cilt: 10. Yeni Nesil Yayınları, Temmuz 1989. Yavuz, Nurcan; İşgal ve Mezalimde Erzincan, Erzincan Belediyesi Yayınları: 4, Aydoğdu Ofset, Ankara, Yılmazçelik, İbrahim; 19. Yüzyılın İkinci Yarısında Dersim Sancağı, Elazığ, 1998 Yolga, Mehmet Zülfü; Dersim (Tunceli) Tarihi, Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları, No: 9, Ankara 1994.