Zini
Zini Gediği:
Kulaklara Fısıldanarak Bugüne Ulaşan Bir Katliamın Öyküsü
Dersim Türkiye'nin en büyük toplu mezarlığıdır. DNA tespiti ile ailesine teslimi beklenen çok sayıda "ölü" var toprak altında. Erzincan Zini Gediği'nde 8 Ağustos 1938'de öldürülen 97 kişi kurşuna dizildiler, sadece Alevi-Kızılbaş oldukları için. Kemikleri, tozun toprağın içinde öylece açıkta yatıyor, hâlâ...
1937/38 Dersim kırımı, askeri harekat komutasının bir ayağı Surbahan/Kılıçkaya köyünde üslendi. Sonunda "harekat" tırpanı Kılıçkaya ve komşu köyleri de biçti.
Mercan- Surbahan köyü (Kılıçkaya) Kuzey Munzurlar silsilesine ait Kılıçkaya Dağı Eteğinden Erzincan ovasına bakar. Kılıçkaya Dağı, doğu ve batı yüzlerinden güney yönünde "öteyüz"e, Munzurların ardına, Dersim/Ovacık yönüne geçit verir.
1938 yılı yaz ayları; köylülerin ifadesiyle Harman Zamanı'dır. Dersim kırımını yapacak askeri komutanın bir ayağı Erzincan'a bağlı Kılıçkaya köyünde üslenmiştir. Kılıçkaya'dan ve çevre köylerden toplanan ve hepsi de Alevi ve erkek olan 97 masum köylü üç gün Eyüp Ağa'nın ahırında tutulur. Aralarında şehir esnafından Yağcı Ali, Murtaza Ali, şoför Şükrü, ortaokul öğrencisi Hüseyin Gökdemir, Rüştiye Mezunu Süleyman Gökdemir, köyün muhtarı Halil İnce, (İnço Halil) dahil, her yaş ve meslek grubundan insanlar vardır. İplerle birbirine bağlanarak askerlerin gözetiminde dağa doğru başlatılan bu yolculuk 3200 metre yükseklikte Ovacık sınırlarında "ıssız" bir yer olan Zini Gediği'nde son bulur. Getirilenlerin hepsi burada öldürülür. Cesetler açıkta, tozun toprağın içinde, kurda, kuşa yılanlara yem olsun diye öylece bırakılır. Yasak bölge olduğu için yıllarca kimse gidemez bölgeye ve ancak 1950'li yılların başlarında Zini Gediği'ne ilk gidenler üst üste yığılmış kemikleri bulurlar.
Bu katliamla ilgili mekânlar, resmen Erzincan'a bağlıdır. Ne var ki bölge Osmanlı Devleti'nin haritalarında da görüleceği gibi aslında "Dersim" sınırları içerisindedir. 1935 yılında "Tunceli Vilayeti Hakkında Kanun"la birlikte idari sınırları yeniden çizilen Dersim, Erzincan'ın, Erzurum'un, Elazığ'ın, Sivas'ın ve Bingöl'ün ve hatta Muş'un bazı ilçelerini kapsamaktadır ve aslında bu sadece fiziki değil, aynı zamanda kültürel bir sınırdır. Katliama maruz kalan köyler (Mollaköy, Surbahan/Kılıçkaya, Kismikor, Balıbey, Mağaçur ve Girlevik) hem bu sınırlar içinde kalmaktadır hem de katledilenlerin tamamı yaklaşık 200 yıl önce Pulur'dan (Ovacık) gelip buraya yerleşenlerden oluşmaktadır.
Bu ıssız dağlarda 97 köylü katledilirken, aileleri de bilemedikleri bir yolculuğa; sürgüne zorlanmışlardır. Hangi suçun cezasını ödedikleri bilgisine hiçbir zaman ulaşamayan ailelerin her biri Batı illerinin köylerine, on yıl yeni ikamet mekanlarından çıkmamak koşuluyla yerleştirilmişlerdir.
Sözkonusu olan bir fiziki ve kültürel imhadır. Kılıçkaya, Balıbey, Girlevik, Kismikör, Mağaçur köylerinin her birinde 1935-1940 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre nüfus yaklaşık % 40-50 oranında azalmıştır ama nüfus işleriyle ilgili kurumlar bu dramatik nüfus azalmasıyla ilgili dair tek bir cümle etmemişlerdir.
Şimdi bu kırımı hatırlamak ve hatırlatmak, Türkiye'yi iktidarıyla ve toplumuyla geçmişiyle yüzleşmeye davet etmek ve katledilen atalarımızı anmak üzere düzenleyeceğimiz anma etkinliğine davet ediyoruz.
Erdal Kılıçkaya