← Makaleler'e dön
Şiir

Ağa Akgüç: Zini Gediği

Zini ismini ilk duyduğumda
Çiçek gül ismi diye oğluna kızına isim koyarsın
Seversin koklarsın
Ama doksan yedi yürek acısı
Doksan yedi kurşun süngü yarası.

Bu yıl ekinler her yılkinden
Daha iyi bire on onbeş verir
Saman da çok otlar da bol bereketli bir sene.
Dersim'in çığlığı Munzur'u aşıp mercan suyu ile sulandı tarlaları.

Oysa Munzur'a kan karışmış Fırat'a ordan Basra körfezine tüm deryalara akmış. çocukların kadınların genç kızların bıyığı terlememiş gençlerin kanı.
Bu sessizlik mağaradan ölen çocukların sesi sustu
ondan sonra kuşlar bile ötmez oldu.
Ceylan kurt kuş gitmez oldu.

Bu köyler birbirini iyi tanır ya yaylada ya düğünde ya cemde ya musahip ya da Kirve kız oğlan evlendirmişler bu köyler birbiri ile hısım olmuş ayrı gayrısı yok.

Ankara'dan ferman gelmiş
Öldürmeye yemin içmiş
Bunlar bizi düşman seçmiş
Nedir bu zulmün adı nedir

Birer ikişer topladılar
Baba oğul amca dayı
Aylarda temmuz ayı

Ekin biçme vakti geldi
sürüler yaylada kaldı
Zulüm kapıları çaldı

Doksan yedi can
doksan yedi Kurban.
En yakışıklılarını seçtiler

Ferman Ankara'da geldi
Kurban seçer gibi seçtiler
Hava sıcak.
ter değil kan
Kokuyor
Munzur'da esen yelde

Önce bir ahırda topladılar
Karakola çevirmişler
Doksan yedi can doksan yedi kurban.
Kimse konuşmasın önünüze bakın.
Niçin neden topladılar
Bilen de yok.
Asker başlarında.
Alman mavzeri elinde.
Pür dikkat bakıp bağırıyor
Kimse kimseyle konuşmasın.

Hepsi birbirini iyi tanıyor
Ama o kadar uzak ki kalp atışı duyuluyor sesleri duyulmuyor. Gözler bile göz göze gelmesi
Yasak.

İki gün kaldılar ahır karakolda
İki gün aç susuz uykusuz
Neden hiç soran yok bilen yok.

Sabah gün doğmadan asker sesi ile bozuldu sessizlik.
Kalkın dizilin ellerde ve belde bağladılar.
Doksan yedi can.
Hepsi tanıdık
Bir çoğu Seyit Rıza ile
Ruslara karşı direnmişler
Erzincan erzingan dan
Geçit vermişler yıllarca
Gözlerini kırpmadan korkusuzca savaşmışlar.
Seyit Rıza valiliği bile savunmuş. Tüm memurlar korkudan kaçmış.
Seyit Rıza'yı asalı bir yıla yaklaştı.
Devlet madalyası almıştı
İnsan nasıl asar böyle birini.

İki üç can geride oğlumu bağladılar.
Ben onun saçının teline kıyamam nasıl bağladılar ellerini.
Dönüp bakamıyorum bile aslan parçama.

Mercan suyunun sesi içimizden geçiyor
o bizden yiğit korkmadan çağlıyor
Ananla bacılar kızlar eşler
Evde ağlıyor
Doksan yedi yürek ellerinde bağlı.
Nereye gittiğini bilen yok
İki adım önde babam atmışa
Dayandı yaşı
Onun kollarını az sıksalardı

Onlarca asker yürütüyorlar bildiğimiz yayla yolunda çok gidip gelmişiz Munzur'a
Ama bu yolculuk başka yolculuk.

İki adım geride oğlum.

Gözleri kara oğul
Ciğerim pare oğul
Benim şu ömrümü
hak sana vere oğul.

İki adım önde babam
Yüzü solgun hali yorgun
Bir göz göze gelsek
Bir başımızı kaldırıp
Şu Munzur'a doğru
Bakabilsek.

Yürüdük dağ taş demeden
Askerlerin arasında
Önünüze bakın
kimse konuşmasın.
Bu bir emirdir.
Emir Ankara'da gelmiş
Doksan yedi kurban
doksan yedi can
Aç susuz dizler dermansız asker vicdansız.

Ah oğul belki azizin kızını isterdik sana bu güz belki düğün kurardık.
Azizin kızı güzel anasına çekmiş
Benim bibi tarafından akrabam
Oğlumu da çok severler.
Dönüp bir baksam aslanıma
Baban sana kurban olsun.

İlk günde demişlerdi
Rusların bir kamyonu dereye düşmüş sizi görüp onu yola çıkaracaksınız.
Niye böyle birbirimize bağlarlar
Ki hiç anlayamadım.

İki adım önde babam
Aç susuz uykusuz
Dizleri dermansız
Asker vicdansız

Mercan dağının karları erimiş
Dereler daha kar dolu mercan suyu ondan çok akıyor.
Yeni bahar geliyor
Nevruzlar yeni çıkmış
Sümbül Nergis al yeşil Munzur'a sırtını yaslamış mercan dağı.
Keşiş dağında mercana mercandan Munzur'a.
Ağbaba dağına. Kuş uçsa herkesin haberi olurdu.
Üç gündür bir kuş bile kanat çırpmıyor üstümüzde.

Babam yorgun
Baban yaşlı
Niçin bu suskunluk
Niçin bu sessizlik.
Anam babam için dünyayı yıkardı dişi aslan gibi kükrerdi babama biri söz etse dikilirdi karşısına anam.
babam bin Ali'nin tek oğlu
Anam onun hem eşi hem kardaşı hem yoldaşı.

Kaç gündür niçin gelmedi niçin poşusunu yere çarpmadı.
Karşı koymadı şu komutana.

Ankara'da emir gelmiş
Doksan yedi kurbana
Doksan yedi can

Sabahın ilk güneşi üstümüze vurdu hem ısıttı yüzümüzü.
Ama içimiz buz kesmiş korku her yanımızı sarmış
Asker sesi tüm sessizliği bozuyordu

Bir çığlık tüm mercan dağında yankılandı
Taa geride bir ses
Bunlar bizi öldürecek
Bu haykırışla herkes o yöne baktık.
Askerler üstüne hücum etti
Vurmaya başladılar mavzer dipçiği ile.
Bir asker süngü ile vurdu tam karnına.
kanlar karıştı toprağa taşa.
Feryadı çıktı ta arşa
Öldü diye attılar taştan uçurumdan
Bıraktılar.

Yine askerler bağırdı
yürüyün herkes önüne baksın.

Her yanımız korku sardı
Ne tutulacak dalım vardı
Zalim asker nasıl vurdu
Düşman bile böyle yapmaz

Askerler daha sert sesle
Bağırıp çağırmaya başladı
Yanlış yapanı böyle yaparız
Onun için susun yürüyün

Oğlum iki adım geride
Nefes alışını duyuyorum
Ama elim uzanamıyor
Gurban olduğum oğul
Beni ne yaparlarsa razıyım
Aslanımı bıraksalar bari.

Doksan altı can
doksan altı insan
Ferman Ankara'da

Bu dağlarda Yaylacılar katar katar sürüler olurdu
Bir tane ne kuzu sesi
Ne bir çoban köpeği
Yurtlar boş yerlerinde yeller esiyor.
Nereye gittiler oba oba çadırlar.
Bu dağlar onlarca
eşkiyayı barındırırdı onların rızası olmadan kuş uçmazdı
Nerdeler bunlar bizi görmez mi.

Ah babam çok yorgun
Günlerdir aç susuz uykusuz
Oğlunun elleri bağlı çaresiz

Şafaktan önce çıktık
Güneş yükseldi
Bir tek bulut yok gökyüzünde
Bir tek güneş şahit çırılçıplak gökyüzünde o görüyor birde mercan dağı.
Ellerim bağlı
Bir çoğunu tanırım düğünde halay çeker gibi dizdiler
Katlimize fermanları yazdılar.
Ayaklarda çarık şalvar toz toprak.
Beden yorgun nedir neden bilen yok.

İki adım geride oğlum
Ya Hızır ya pir ya Düzgün Bavê
Erenler siz yetişin şu talibinizin
Çarına.

Sessiz sedasız yürüyor doksan altı can.
birini attılar kurdun kuşun önüne.
dönüp bakamadım bile haline
Dur diyemedik zalim oğlu zalime.

Yürüdük yürüttüler saatlerce
Güneş bile vaz geçti şahitlikte
Munzur'un arkasında yavaş yavaş batmaya başladı
Topladılar bir kuytuya bir çukura.
Issız bir yamaç bir tek hafif esen rüzgar sesi var.
birde komutanın sesi çınladı çökün yere diye duyuldu
önünüze bakın.
Bakamadık birbirimize uzatamadım elimi oğluma. Sahip çıkamadım kuzuma. Beni bin defa öldürün yavrumu bırakın gitsin diyemedim
Mavzerler üstümüze döndü.

Feryat göğe yükseldi mercan dağları inledi Munzur dağı bile duydu bu feryadı
Susmadı mavzer sesi tüm sesler Susana dek.
Üst üste düştü doksan altı can
Doksan kurşun yarası.
Kanları birbirine karıştı.
Zini Gediği mezar oldu doksan altı cana.
Arkasına bakmadan döndü gitti askerler emir yerine gelmişti.
Katiller her şeyi hesaplamış Zini Dersim'de yasak ilan edilen bölge. Dersim topraklarında kanunsuz yaptıkları katliamlarda yargılanmamak için böyle bir kanun çıkarır.
Bu canları Erzincan'ın köyünde on saat yürütüp yasak bölgede katliamı yapar.
Belki mahkemeleriniz sizi kurtarır.
Ama bu vicdanlar asla

Sürgün ettiler geriye kalan aileleri.
Yetim öksüz eşsiz kardaşsız. Sürdüler bilinmedik diyarlara
Sahip çıkmasın ölülerine diye
On yıl geçti bir ömür yasak kalktı birazı döndü dönenler koştular
Zini Gediği'ne
Geldiklerinde Kurda kuşa yem olmuş geriye kalan doksan altı canın
Kemikleri kalmış
taşların arasında çukurun içinde.
Ağıtlar yükseldi ilk günkü gibi.
Duyan olmadı ilk günkü gibi

Oysa Aleviler bu vatanı savunmak için hiçbir zaman geri durmadılar.
Yemen'de, Çanakkale'ye,
Kurtuluş savaşında varlarını yoklarını ortaya koydular.

Paşa Erzurum, Sivas, Hacı Bektaş'a giderken bile onu gözü gibi korudular.
Dergâhta postnişin tüm altınlarını verir paşaya bunu kabul et der
Ve paşa sayalım der. Efendimiz sayarsak ödünç olur bu bir hibedir hibe
Sayılmaz.
Bu ülkenin her yanında kanı canı olan Aleviler. Tek tek saydı ve katliam emrini verdi.
Koçgiri'den başlar
Katliama.
Aylarca sürdü bu zulüm. Ardından cumhuriyet kurulur kurulmaz ikinci anayasa
1924 Anayasası ile önce dergahlara el konuldu sonrada tüm Alevi yolunu inancını pirini mürşidini cemini yasakladılar.
Diyaneti kurar. tek millet, tek devlet, tek dil, tek din.
Ve bitirmeye zulüm sürer. yemin içmişler bitirmeye. Dersim de bir yıl sürdü katliam
Taş taşın üstünde kalmadı çoluk çocuk demeden ya öldürdü ya sürgün etti bitmedi bitmeyecek.
ardından Zini Gediği katliamı. Bin yıldır sürüyor ve de sürecek.
Bu ağıtlar bu sürgünler.
Biz bir olmadıkça düşman bunu yapar yapmaya devam eder.

Ankara'da ferman geldi
Doksan yedi canı aldı
Zini Gediği zulmünde
Bir tek bize ağıt kaldı

Erzingandan erzingandan
Böyle zulüm yok cihan dan
Bire zalim zulüm paşa
Doksan gülü kırdın dalda

Erzinganın mercan dağı
Yaralı canların bağrı
Bire zalimin evladı
Mezar ettin bize dağı

Ankara'da zalim paşa
Erzingan'da buldu maşa
İnsan olan yapmaz bunu
Hasret bak bacı kardaşa

Zini senin yolu yokuş
içimize atın ateş
Emir veren şu paşanın
Yürek değil sanki bir taş