← Tanıklıklara dön

Tanıklık

İlhami Algor

Yazar · Erdal Kılıçkaya'ya mektup

666 kelime · ~4 dk okuma

"Zini Gediği Katliamı", 1938 de gerçekleşti. Bu yıl, 2011 senesinde, katledilenlerin torunları ve çocukları Avukat aracılığı ile Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaatta bulundular (9 Eylül); "toplu mezarların açılması ve naaşlar üzerinde DNA tetkiki yapılıp ailelere teslimini" istediler. Yol TV den Erdal Kılıçkaya konuyu birkaç kez TV ekranına taşıdı. (1)
Savcılık müracatı reddetti. (Gerekçelerine daha sonra geleceğim)
Konu ile ilgili, 5 ekim 2011 tarihli bir haber, "Zini Gediği Katliamı" Dosyası başlığını attı. Devamında şunlar okunuyordu:
"CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, TBMM'de, "Zini Gediği Katliamı Dosyası" konulu basın toplantısı düzenledi. "Zini katliamının mağdurları burada, yine onlar konuşacak" diyen Aygün, "Kimilerinin babaları, kimilerinin dedeleri 1938 Ağustosunda 97 kişinin günahsız yere öldürüldüğü Zini Gediği'ndeki hadisede yaşamlarını kaybettiler. Savcılık, Zini Gediği'ne gitmeyi reddetti. Savcılık görevini yapmadı" dedi.

Yol Tv-Erdal Kılıçkaya, "Zini Gedigi Kayip yakinlari anlatiyor " başlığı ile (2) konuyu tartışmaya açtı. Huseyin Aygün, Kenan Düzgünkaya (Zini Gedigi calısma komisyonu adina) ve Ibrahim Aktas'ı (Dedesi Zini Gedigi'nde Olduruldu) programına konuk etti. Bazı konuklar, programa telefon ile katıldılar. (Ali Ibrahim Tutu (SHP Eski Erzincan Milletvekili) , Sezai Demirbilek (Zini Gedigi davası Avukatı), Cihan Soylemez (Zini Gedigi davası Avukatı). Dr Erdal Çetinkaya (Dedesi ZG nde Olduruldu). Ilhami Algor ("N'etmişiz Kardas?" Kitabı yazarı)ve dedesi ZG de öldürüldü), Kadriye Cetinkaya (Dedesi Z G de Olduruldu). Polat Akdag (Babası ZG de ölduruldü)

Şimdi, Aralık 2011 itibariyle, "Bir Katliamın Yeniden Tanımı:Zıni Gediği" başlığı altında benim burada yapacağım sunuşun çerçevesi şudur: Zıne Gediği Katliamı nedir? Bendeki veriler ışığında yani "Ma Sekerdo Kardaş?" adlı kitapta yer alan 1. dereceden tanıkların dilinden 38 senesi Ağustos'unu anlatacağım. Kısaca bunu aktaracağım. Ardından, babaları dedelerine dair hak talep edenlerin teleplerini ve red cevabı veren savcılığın düşüncelerini ekleyeceğim. Sonra yolların çatallandığı bir yere geleceğiz.

--
(1) Zini Gedigi tv programi 1. ve 2. bölüm
http://alevi-fuaf.com/index.php?p=medias&action=showdetails&area=1&categ=9&id=85&name=yolun-gundemi-1
http://alevi-fuaf.com/index.php?p=medias&action=showdetails&area=1&categ=9&id=84&name=yolun-gundemi-2)
(2) http://alevi-fuaf.com/index.php?p=medias&action=showdetails&area=1&categ=8&id=82&name=tatil-notlari-9)

"Zini Gediği Katliamı", 1938 Ağustos ayında, Erzincan'ın Kuzey Munzur Dağları eteklerinde yer alan köylerde (Surbahan, Kısmıkor, Mağaçor, Brastik …) yaşayan Dersim kökenli 95/97 erkeğin askeri/resmi/yasal güçlerce kurşuna dizilerek öldürülmeleri hadisesidir. (Savcılık, "asayiş sorunu" tanımı ile geçiştirmektedir. Ben buraya "inkar" kelimesini not olarak alıyorum)

Öldürülenlerden biri Deli Mahmutlar sülalesinden Murat Gökdemir'dir. Ana tarafından dedemdir. 2 kardeşi ile birlikte ölüme gitmiştir. Diğer kardeşlerden Hüseyin Gökdemir 17 yaşında Erzincan Ziraat Mektebi talebesidir. Ali Gökdemir ise yaşlıdır, yürüme güçlüğü çekmektedir. Yolda "O ki siz bizi öldürmeye götürüyorsunuz, bari burada öldürün" dediği köylüleri ve akrabaları tarafından aktarılır. Nitekim Ali Gökdemir ve bir isim daha, geride süngülenerek öldürülür. Bu gibi detay bilgiler bazı askerlerin köylülere bilgi vermesi ile mümkün olmuştur. Ve ortak hafızada korunarak bu güne gelmiştir.

Savcılık kuşaklar arası ortak hafızaya, "soyut nitelikte beyanlar "adını vermiştir. Savcılık, red kararında şu cümleyi kurmuştur: "1938 yılında meydana gelen olayların asayiş sorununa ilişkin bir olay olduğu, iddia edilen ölüm olaylarının 73 yıl sonra ileri sürülen bir çoğu üçüncü kuşağın 3. kuşağın anlatımı kapsamında kalan soyut nitelikte beyanlar olduğu, …"


Sevgili Erdal kabaca yukarıdakine benzer bir hat izleyeceğim
Bence olayın ve mütaalanın tek tek elemanları üzerine hayret ışığı tutmak, "normal mi bu?" saflığıyla ve dehşetiyle bakarak konuşmak önemli olacaktır.
Savcılığın red argümanlarındaki telaş görünüyor: 'öyle bir şey olmadı, olduysa bile suç değildi, suçsa bile zaman aşımına uğradı!'
Ayrıca burada talep edilen şey bir cezalandırma değil, her ne kadar jandarmadan şikayetçi oldularsa da, asıl olarak, babalarının kemiklerini istiyorlar. Bu da savcının deyimiyle "soyut", bence sembolik bir talep. Devletin kendi vatandaşlarına yönelik uyguladığı şiddeti telafi etme fırsatı olarak görülmesi gerekirken aynı şiddetin sembolik düzeyde (eylemi yok sayarak) sürdürüldüğünü görüyoruz. BUNUN ÜZERİNDE DURMALI. Talep edilen hakkın bir görülme, kabul edilme hakkı olduğunu düşünüyorum: evet, senin babanı öldürdüm, evet zine gediği katliamı diye bir şey oldu, evet, babanın öldürülmesinin zaman aşımı olmaz... şiddetin son bulması için bu talebin karşılanması gerekir, yok sayarak sürdürülen şey, şiddetin kendisi.

Son not:
- "savcının bu davada yapacağı bir şey yok, elde hiç bir delil yok çünkü- ancak kazı izni alınacak (siyasi bir karar) ve DNA testiyle kayıpların orada öldüğü kanıtlanacak, ondan sonra dava yoluna gidilebilir... bu hukuki değil siyasi bir dava..." (İnsan Hakları Mahkemesi Avukatı bir hukukçu arkadaş)

Neticede ben sanıyorum en fazla 10 dakikalık özet bir sunum yapacağım
Selam sevgi ile
ilhami