← Tanıklıklara dön

Tanıklık

İlhami Algor

Munzur Dergisi Takdim yazısı

1.377 kelime · ~7 dk okuma

1938/ Zıni Gediği Katliamı ve
2011 yılında "hak talebi" olarak yeniden tanımlanması üzerine

Temmuz-Ağustos 1938
Mercan - Surbahan köyü (Kılıçkaya) kuzey Munzurlar silsilesine ait Kılıçkaya Dağı Eteğinden Erzincan ovasına bakar. Kılıçkaya Dağı, doğu ve batı yüzlerinden "öteyüz"e, Munzurların ardına, güneye Dersim/Ovacık yönüne geçit verir.
1937/38 Dersim kırımı, askeri harekat komutasının bir ayağı Surbahan/Kılıçkaya köyünde üslendi. Sonunda "harekat" tırpanı Kılıçkaya ve komşu köyleri de biçti. 1938 Ağustos'unda harman vakti, 97 erkek Zıni Gediği (ZG) denilen bir çukurda öldürüldüler. Kemikleri, tozun toprağın içinde öylece açıkta yatıyor.

1960-61
Babaları ZG de öldürülmüş üç Kılıçkaya'lı (Doğan Kılıç Şıhhasanlı, İzzet Algör, Murat Koç) İstanbul Sirkeci'de ilgili (askeri) kurum'a dilekçe verdiler. Babalarının haksız yere öldürüldüğüne dair soruşturma istediler. Dosya Erzincan'a gitti. "Böyle bir hadise yoktur" cevabı geldi

Temmuz 2011
Yakınları ZG'nde öldürülmüş bir grup, Erzincan/Kılıçkaya köyünde biraraya geldiler. CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu ve Yol Tv^den Erdal Kılıçkaya'da oradaydı. Hüseyin Aygün şöyle özetledi:
"... Kurban yakınları ağladılar, sanki yakınları dün öldürülmüşler gibi. Mumlar yaktık. Bava Şervan Kırmancki dualar etti... onların ölüme götürüldükleri yoldan sembolik bir yürüyüş yaptık, onlar o yoldan dönememişlerdi, biz o yolu adımladık kederle... Mağdurlar yarından itibaren dava açmaya hazırlanıyorlar ve Zini Gediği'ndeki cesetlerin DNA tespiti ile kendilerine teslimini istiyorlar, bir daha hiç kimse etnik ve dinsel sebeplerle toplu olarak yok edilmesinler diye."

Eylül 2011
ZG'nde öldürülenlerin yakınları Avukatları aracılığı ile Erzincan savcılığına dilekçe verdiler. "Bölgenin incelenmesini ve bir mezar olup olmadığının araştırılmasını, var ise naaşlar üzerinde DNA tetkiki yapılarak ailelere teslimini" istediler.
Savcılık inceleme için ZG'ne gitmedi. 28 Eylül'de takipsizlik kararı verdi. Ve durumu aşağıdaki şekilde tanımladı:
"..her ne kadar müştekilerin ve vekillerinin, müştekilerin yakınlarının 1938 tarihinde jandarma görevlileri tarafından topluca öldürüldüklerini iddia etmiş iseler de;
1938 yılında meydana gelen olayların asayiş sorununa ilişkin bir olay olduğu,
idia edilen ölüm olaylarının 73 yıl sonra ileri sürülen, bir çoğu 3. kuşağın anlşatımı kapsamında kalan soyut nitelikte beyanlar olduğu,
kaldı ki soyut iddia nitelğindeki beyanların doğruluğu bir an için kabul edilse bile:
TC Anayasa md 38, "kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz" ... ve yine TCK 5237/2 gereğince, "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz"

Savcılık bir takım sayı ve numaraların ardına saklanarak esasen şunları söyledi:
"Öyle bir şey olmadı, olduysa bile suç değildi, suç olsa bile zaman aşımına uğradı"

Oysa, ZG'nde öldürülenlerin yakınları, dilekçelerinde şüphelilerin yargılanması değil, mezar yeri olup olmadığının saptanmasını istemişlerdi. Her ne kadar jandarmadan şikayetçi oldularsa da, bir cezalandırma değil, asıl olarak, babalarının kemiklerini istiyorlardı. Sembolik bir talep.
Savcılık bu talebi "soyut" buluyor. Bir "vatandaş"ın hak talebi, devletin kendi vatandaşlarına yönelik uyguladığı şiddeti telafi etme fırsatı olarak görülmesi gerekirken hak talebini yok sayarak şiddetin sürdürüldüğünü görüyoruz. Oysa benzer konuları dünya; "yaşam hakkının ihlali"nden, "insanlığa karşı suç" kavramına kadar bir dizi kavram ile adlandırıyor. Bu gibi vurup-kırıp-dağıtmalarda öldürmenin zaman aşımı olmuyor.

Ekim 2011
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün , TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na Zini Gediği Katliamı ile ilgili teklif verdi:
«Zini'de Temel Haklar ve Hürriyetler konusunda «Yaşama Hakkı» ihlal edilmiştir. Diğer parti temsilcilerince de olumlu karşılanan Zini konusundaki teklifimiz önümüzdeki dönemde «Yaşama Hakkı» alt komisyonu'nda ele alınacak diye ümid ediyorum. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nda bulunan AKP, CHP, MHP, BDP'li milletvekillerince Zini Gediği konusunun bilindiğine ve yakından takip edildiğine tanık oldum»
YOL TV - Erdal Kılıçkaya, "Zini Gedigi Kayip yakinlari anlatiyor" başlığı ile konuyu Tv de tartışmaya açtı. Huseyin Aygün, Kenan Düzgünkaya (ZG calısma komisyonu adına) ve Ibrahim Aktaş'ı (Dedesi ZG'nde Olduruldu) programına konuk etti. Bazı konuklar, programa telefon ile katıldılar. Ali Ibrahim Tutu (SHP Eski Erzincan Mv.) Sezai Demirbilek ve Cihan Soylemez (ZG davası Avukatlarıı), Dr Erdal Çetinkaya (Dedesi ZG'nde öldürüldü), İlhami Algor ("Ma sekerdo kardaş?/N'etmişiz kardas?" kitabı yazarı - dedesi ZG de öldürüldü), Kadriye Çetinkaya (Dedesi ZG'de Olduruldu), Polat Akdag (Babası ZG'de ölduruldü)

Kasım 2011
Milletvekili Av. Hüseyin Aygün'ün Dersim 38 açıklamaları ve Başbakan RT. Erdoğan'ın "Dersim 38 bir katliamdır" cümlesi ile birlikte, "Dersim 38" adlı kara kutu, ana akım medya'da birinci derecede önemli haber olarak yer aldı. Haftalar boyunca toplumsal gündemde ön sırada kaldı. ZG kayıp yakınları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Hüseyin Aygün ile birlikte basın toplantısı yaptılar.
Canpolat Yakar, "Babamın, arkadaşlarımın hakları geri iade edilirse babam mezarında rahat eder. Benim aradığım babamın mezarı. Suçsuz yere babam ve arkadaşları kurşuna dizildi" dedi.
Kadriye Çetinkaya, "Zini Gediği'nde öldürülen dedelerimizin haklarının iadesi için bazı girişimlerde bulunacağız. Onların suçsuz yere öldürülmelerinin kabul edilmesini istiyoruz. Kendilerine bir anıt mezar, üzerlerinde isimlerin olmasını istiyoruz. Dedelerimizin üzerlerine toprak atılsın istiyoruz" dedi.
İbrahim Aktaş ise, "Dedemin biri Zini Gediği'nde öldürüldü. Cumhurbaşkanı'na dilekçe verdik, Dersim'de yapılan katliamların Zini Gediği'ndeki katliamın ortaya çıkarılması için. Dedemin mezarını istiyorum. Arşivlerin açılmasını istiyorum" dedi.

ZG Haberleşme tahtası
ZG kayıp yakınlarının internet ortamında var ettiği bir haberleşme tahtasında Erzincan, Kemah'a bağlı Maksut Uşağı, Esimli, dere Şoran, Herdif köylerinden 97 insanın Üskübürt/Üskürb bölgesinde kurşuna dizildiği bilgisi dolaştı. (Ben buna "sivil hafızanın söküklerini dikmek" diyorum)

Av. Sezai Demirbilek: "Dersim katliamının Erzincan ayağı olan Zini gediği katliamı ile ilgili Tunceli Ağır Ceza Mahkemesine yaptığımız İtiraz reddedildi.. Hukuki süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru ile devam edecektir." (haberleşme tahtası)

Aralık 2011
Basın - Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Avrupa Dersim Dernekleri (ADD) Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya, ADD Genel Sekreteri Kemal Karabulut, Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat ve ADDF İkinci Başkanı İbrahim Aktaş'ı kabul etti.
Başbakan Yardımcısı Arınç'a, arşivlerindeki fotoğraflardan oluşan bir dosya sunan Yaşar Kaya; ''Erzincan'ın köylerinden 100 kişi toplanıp bir dağın tepesinde öldürülüyor. Halen o kemikler orada açıkta duruyor. Şu an aramızda bulunanların akrabaları da var bu insanların içinde. Biz savcılığa başvurduk. Bu kemiklere DNA testi yapılması için. Ama savcılık maalesef reddetti. Kemikler halen açıkta duruyor'' diye konuştu.

Aralık 2011
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu, "Dersim Halkının İstek ve Taleplerine Kulak Verin" başlıklı 9 maddelik talepler listesi açıkladılar. 7 numaralı madde ZG'ne dair idi:
7. Tunceli ile Erzincan sınırındaki Zini Gediğinde, 6 Ağustos 1938'de, hukuksuz bir biçimde kurşuna dizilerek katledilen 97 Alevi köylünün 73 senedir kemikleri halen ortalıktadır. İçişleri ve Savunma Bakanlıkları müşterek olarak, bu kemiklerin bir DNA testini, yaptırarak, mağdur yakınlarına bildirmelidir.

Ocak 2012
Basın - Avukat Cihan Söylemez, "Dersim'de ölenlerin gömüldüğü toplu mezarların açılması" istemiyle TBMM Dilekçe Komisyonu'na başvurdu. (21 Aralık) Komisyon dilekçeyi işleme koydu. (27 Aralık) "1937-1938 Dersim Katliamı ve Sürgünü" başlığıyla kaleme alınan dilekçede ZG de yer alıyordu:
"... Erzincan Dersim sınırı arasındaki Zini Gediği adlı mevkide 1938 yılı Ağustos'unda öldürülen 95 sivil insanın toplu mezarın açılması, DNA incelemesi yapılarak naaşların 73 yıl sonra hiç değilse ailelerine iade edilmesi için yapmış olduğumuz müraacatlardan savcılık makamları nezdinde ne yazık ki olumlu bir yanıt alamadık."
ocak 2012 / bağlarken
"çocuklar unutur, torunlar hatırlar" derler. Ölüler ve acı bizim olabilir, fakat artık mesele Türkiye'nin meselesi oldu. İyi de oldu. Sivil tanıklar yeni veriler aktardılar (Dr. M. Bekaroğlu ve 38 Dersim'de askerlik yapmış hastasının itirafları) Resmi söylem geriledi. Tunceli Barosu'ndan, çeşitli Cemevi Dernekleri'ne ne kadar, sivil ve net talepler duyuldu. Metinler derli toplu, yalın, hak talep eden metinlerdi
"Hak talebi" nin meşruiyeti, insanlığın üzerinde hemfikir olduğu bir kabuldür. Talebine nasıl cevap verildiği kimler ile nasıl yaşadığının göstergesidir. Siz size düşeni yapıyorsanız kimin okula gelmediği, sınavdan kaçtığı açığa çıkar, ay gibi ayan olur.
Yukarıdaki "kabul" nedeni ile bir acı veya haksızlığı, vicdan sahiplerinin size yaklaşabileceği bir açıklık ile ele alırsanız, sivil ve demokratik bir geleneğin taşlarını döşersiniz.
Birbirinin sözünü dinleyebilen, sadece bağcıyı dövmeye değil, üzüm yemeye de gelmiş, bir meselenin hallin de düşünce üreten ve paylaşan yetişkinler meclisleri, enerjisi güzel meclislerdir. Oraya eş ve çocuklarınız ile gönül rahatlığı ile gidersiniz.
Yukarıda aktardığım kronoloji, sivil talep eğiliminin güçlendiğini, şerhli ve ihtiyatlı olarak süreci denemek istediklerini düşündürüyor.
Sürece eleştirel yazıları da kısmen takip ettim. Eleştirel tarzın neyi nasıl tanımladığına dair bir değerlendirme benim alanım ve haddim değil.
Yine "had" nedeniyle, aidiyet/kimlik tanımınları, "kim, hangi kelimeye vurgu yapıyor?" türü teknik bakış ve analiz de alanım değil.
Özel not: Zıne Gediği sadece çukurda öldürülenler değildir. Kocaları Zıne G.de öldürülmüş dul kadınların yetim çocukları ile -sürgün koşullarında- hayatta kalma çabasıdır. O çocukların babasız, aile bütünlüğü parçalanmış halde büyümeleridir. Kişiliklerinin oluşumunda bir yük ile yola başlamış olmalarıdır. Psikolojik olarak örselenmiş olmalarıdır. Yetişkin hayatlarının, hatta evliliklerinin sorunlu olmasıdır. Bu gibi sorunların o evliliklerden doğan çocuklara da sirayet etmesidir.
"Yas'ı tam olarak tutulamamış kayıplar yaşamımıza gölge düşürür. Enerjimizi yutar ve bağlantı kurma yeteneğimizi bozar." Psikaytr Prof Dr Erol Göka (TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu kapsamında, alt komisyon bilgilendirme konuşmasından. Ocak 2012 - Basın)

İlhami Algör